OKYANUS ESİNTİLERİ

Kafamın içindeki düşünsellik yığını, gözlerimi bir projeksiyon gibi kullanıp kendini ardıma yansıtabiliyorsa eğer, o hayalet ben de olabilirdim. Belki de -zaman bir ulanıklık içinde akmadığı anlarda- o olmaya öykünüyordum.

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakikadır.)

Bu sefer nereye savrulacağımı çok iyi biliyordum.

Genelde hangi rüzgâr çıkarsa sırtını oraya veren biri olarak, şaşırtıcı bir durumdu benim için. Yanılgılar ya da gerçekler, hiç fark etmezdi. Onlar öyle değildi ve ben de zaten olduğumu sandığım kişi değildim. Korktuğumu sandığım şeylerden kaçmıyordum, aradıklarımı bulamayacağımı ise çoktan biliyordum. Pardon, aslında hiçbir şey aramıyordum. Nasıl olsa bir şey bulunur, yerine konulur ve unutulurdu. Güneşini doğması, ben perdeleri açmadıktan sonra bir şeyi değiştirmezdi. Bir şairin bahsettiği karanlık denizler ben bakmadıkça hala maviydi. Bazen mavi saçlarımı özlüyordum. Geçmişi şimdiye karıştırmayı ve şimdiyi geleceğe katmayı özlüyordum. Bir okyanus düğününde gitar çalmayı özlüyordum. Üstümde mırlayarak uyuyan kedimi özlüyordum. Hayatın anlamını bir şarkıda arıyordum. En çok böyle anlar köşeye sıkıştırıyordu beni. Depremler, okyanus tabanını çatlatıyordu. Ben ise hala salınıyordum, arkama bakmadan, kayıtsız bir esinti beni nereye savurursa oraya. Bazen hayaleti yanıma uğruyordu. O beni göremiyordu ama ben onu görüyordum. Kafamın içindeki düşünsellik yığını, gözlerimi bir projeksiyon gibi kullanıp kendini ardıma yansıtabiliyorsa eğer, o hayalet ben de olabilirdim. Belki de -zaman bir ulanıklık içinde akmadığı anlarda- o olmaya öykünüyordum.

Kendimde bitip nerede başlayacağımı bilmiyordum. Korkmak değildi aslında bu. Korku daha gerçekti, daha yalındı. Bu şey ise baktığın zaman basit, yaşadığın zaman karmakarışık olan, anlamayı denemeye bile ürküten bir şeydi. Bu okyanusa ait olmayan bir balık fısıldamış gibi. Yabancı ama gelmemi istiyor. Yabancı ama gitmek istiyorum. Rüzgâr o yönde esmiyor.

Tik tak…

Ama işte, bu sefer nereye savrulacağımı çok iyi biliyordum. Duymadığım bir sesi takip etmek gibi. Ama okyanusta fırtınaların çıkması biraz fazla kolaydır. Birkaç gün önce, gelip beni olduğum yerde devirsinler isterdim, fark etmezdi. Şimdi o yalın korkunun tatlı titreyişi galip geliyor. Özleyip de vardığım yerlerin hiç aynı kalmamasından korkuyorum. Belki de yarın sabah perdelerimi açmak istiyorum. Hayaletine koca bir tekme basmak istiyorum. 

Tik tak…

Beynimin içindeki balık tekrar konuşuyor.

Tik tak…

Hissettikçe daha dingin bir titreme. Dokundukça daha fazla yumuşaklık. Dinledikçe daha tatlı bir mırıltı. Bana gelmemi söylüyor.

Esintileri unutuyorum ve bu sefer nereye savrulacağımı çok iyi biliyorum.

Yazar: Hatice Ceren Tırış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.