Lunapark

"Bazen lunaparkın çocuklukla yetişkinlik arasındaki ince çizgide asılı kaldığını düşünüyorum: Geçmişin, şimdinin ve geleceğin iç içe geçtiği bir yer."

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)

   Dönme dolap yavaşça dönüyor. Işıkları, geceyi kesip geçen bir yansıma gibi titriyor. Paslı metalin gıcırdayan sesi havada kayboluyor. Gökyüzü koyu bir lacivertle örtülmüş ama bir şeyler eksik. Zamanın içinde kaybolmuş, unutulmuş bir yer burası.

   Pamuk helva ve rüzgâra karışmış karamel kokusu… Ayakkabılarımın altındaki asfalt hafifçe yapışkan, burada kaç yaz akşamı yürüdüğümü hatırlamıyorum bile. Bazen lunaparkın çocuklukla yetişkinlik arasındaki ince çizgide asılı kaldığını düşünüyorum: Geçmişin, şimdinin ve geleceğin iç içe geçtiği bir yer.

   Çarpışan arabalar hızla birbirine çarpıyor, bir kız çığlık atıp gülüyor, yanımdan geçen bir adam sigarasının külünü silkeliyor ama her şey, bir an önce bitmesi gereken bir gösteri gibi. 

   Bir zamanlar dönme dolaba bindiğimde en tepeye çıkıp şehri izlerdim. Şimdi tekrar dönme dolaba binmek istiyorum ama içimde bir huzursuzluk var. Sanki çıktığımda aşağıda bıraktığım her şey değişmiş olacak, sanki döndüğümde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

  Oturdum. Işıkların yansıdığı bir bankın köşesine iliştim ve uzaklara baktım. Sesler, renkler, gece, rüzgâr… Tüm lunapark, birbirine bağlı kaybolmuş anılarla dolu bir yol gibi. Gözlerimden başka kimse görmüyor bu geçişi.

  Belki de lunapark, var olduğundan daha fazla şey söylüyor, sadece dikkatle bakabilenler için. Her şey kaybolmuş gibi görünüyor ama aslında hep bir iz bırakıyor. Kaybolmuş zamanın izleri, geçmişin kaybolan gülüşleri… Her şeyin unutulmuş olduğu, ama bir şekilde hiç kaybolmadığı bir yer.

Merve Gedik

https://pin.it/4pntOAt00

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.