KUMRALIM

''Gitmenin sorumluluğunu hiçbir zaman alamadığımdan kaldım bu mahallede, bu şehirde. Bir kere bile dönüş biletimi almadan çıkmadım yola. Tüm bunlara rağmen hayat beni hep terk edişlerle sınadı. Sevmekle sınadı.''

(Bu yazının okunması yaklaşık 2 dakika sürmektedir.)

Şimdi size nasıl anlatırım, gözlerimle gördüğüm bulutları, hepsi bir bütünmüş gibi hem bir araya gelebilmelerini, hem de agresif bir terk edişle dağılmalarını? Ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsınlar birbirlerine sımsıkı bağlı olduklarından nasıl bahsedebilirim? Belki de 2 dakika olmamıştır ben onları seyretmeye başlayalı. Fakat gökyüzünde usulca hareket eden ve büyük bir değişime işaret eden bu bulutları aslında yıllardır tanıyorum. 

Birisine gitmesini söylerken içinizden kalması için yalvardığınız oldu mu? Benim bile oldu. Bile diyorum çünkü ben düz bir insanım. Ne istersem direkt isterim dolandırmadan bahanelere sığdırmadan. Ya da dümdüz kızarım birine, kırılmasından çekinmeden. Her şeyi olduğu gibi yaşayan ve hiçbir duygusunu ondan kaçmadan aktaran ben, bir tek vedalarda tıkandım kaldım. Gitmenin sorumluluğunu hiçbir zaman alamadığımdan kaldım bu mahallede, bu şehirde. Bir kere bile dönüş biletimi almadan çıkmadım yola. Tüm bunlara rağmen hayat beni hep terk edişlerle sınadı. Sevmekle sınadı. Ben her ne kadar olduğum yerde dursam da birileri benden gitti. Çocukluğum, ailem, arkadaşlarım hatta güzelliğim bile gitti benden. Bir tek çelişkilerim kaldı benimle. Gözlerimi açtığım boğazın manzarası silindi zamanla, İstanbul’a olan hayranlığım bende kaldı. Bakkala gitmemek için kendimi odama kilitlediğim gün dün gibi aklımda, şimdi bu görevi üstlenebilecek sadece ben varım koca evde. Eskiden bana dar gelen bu duvarların şu an farkı yok bana yalnızlığımı bağıran aynalardan. Yine de küsmedim ki bu eve, boş odalara. Çünkü yaşadım. Ben doldurdum bu boş odaları anılarımla, eskimiş heyecanlarımla, taze acılarımla. Gözlerimdeki ışık hep aynı kaldı heyecanım eskise de. Acılarıma başımın üstünde yer verirken, sildim gitti gözyaşlarımı. Ben vedalarla böyle başa çıkabiliyorum. Bir şarkının, bir fotoğrafın hatta bir uçak biletinin hatırasıyla.  

Geçtiğimiz sene doğum günümde arkadaşlarım bana cam bir plağını hediye etmişlerdi, Yaşar’ın “Kumralım” şarkısının. Biz kaç geceyi gün ettik ağlayarak saymadım. Kaç defa bir parkın gidip gelen ışıkları altında bir bankta radikal kararlar aldık, saymadım. Saymaya imkanım olmadı konuşmadan anlaştığımız bakışları. Hemen sağımdaki rafta duran bir cam plak bunların hepsini bana hatırlatıyor, saymama gerek kalmıyor. 

Sevmenin bizi bazen üzdüğünü öğrendiğimiz yaşlarda tanıştık. Beraber büyüdük, birbirimizi büyüttük. Ne tarafa düşersem düşeyim birinin kollarında olduğumu bilecek kadar kalabalıktık. Ben gecenin bir vakti bu yazıyı dolu gözlerimle yazarken koluma giren insanlar olduğunu hissedebiliyorsam, sevmeyi öğrendiğim yaşlarıma borçluyum. Ayrılıklar da sevdaya dahilmiş, öyle olsun. Hala arkasındayım korkaklığımın, ben veda etmeyeceğim. 

Ben artık kaçıncı hasretimde olduğumu, onlar da gözlerimin rengini unuttuğunda, en zor zamanlarımda bir avuç insanın yüzüme kazıdığı çocuksu kahkahayla hatırlayacağım güzel günleri. Birbirimize hiç ayrılmayacağımızın sözünü verdiğimiz, bulutların henüz dağılmadığı ve hiçbir veda şarkısını üzerimize alınmadığımız o eski günleri…  

Yazar: Neslişah Kahraman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.