Kimdir Bu VİNCENT van GOGH?

“Bu yazının okunması 9 dakika sürmektedir.”

“Yıldızlı Gece” tablosu karşısında büyülenişim ile Van Gogh’u tanıma ve araştırma isteği büyüdü içimde. Kendine has kişiliği ve eşsiz tabloları ile ilerlediği hayat çizgisi, var olan standartlardan oldukça farklı olmuştur. Gelin hep birlikte bu önemli şahsiyetin hayatını yakından inceleyelim. 

1853 yılında Hollanda’da, çiçeklerin toprakta yeni yeni boy gösterdiği bir mart ayında Papaz Theodorus van Gogh beyefendi ile Anna Cornelia Carbentus hanımefendi’nin oğlu olarak dünyaya gözlerini açmıştır Vincent. Babası papaz olan bu küçük çocuk, yoğun dini ve kültürel değerlerin oldukça önemsendiği bir atmosfer içerisinde yetişmiş; yetiştirilmiştir. 4 yıl sonra; 1857 yılında küçük erkek kardeşi Theodorus doğar. Bu önemli olayın ardından ise aileye Vincent ve Theodorus’un üç küçük kız kardeşi katılır –Anna, Elisabeth ve Wil-. Çocukluk döneminde oldukça duygusal bir kişiliğe bürünen empresyonist sanatçı; aynı zamanda içten içe bir özgüven eksikliğine sahipti. Zannımca bu özgüven eksikliğinin sebeplerinden birkaç tanesi de içinde büyümüş olduğu kültürün getirdikleri ve baskın dini motiflerin üzerinde oluşturduğu tesir olduğu düşünülebilir. 

37 yıllık yaşantısında birçok meslek icra etmiştir. Bunlara örnek olarak ise şunları söyleyebilirim; kitapçı da tezgahtar olarak, Belçika’nın Borinage kentinde vaiz olarak ve daha birçok farklı işte çalışmıştır. Borinage kentinde hem maden ocağında misyoner olarak hem de vaiz olarak çalışmıştır. Yerli halkın büyük bir kısmı yoksul bireyler tarafından oluşturuluyordu. Vincent, etrafındaki insanların o durumundan oldukça etkilendi ve onlar gibi yaşamaya başladı. Kendince onlarla empati kurdu ve onların şartlarını benimseyerek yaşaması gerektiğine kendi kendisini inandırdığını düşünebiliriz. Kıyafetlerini sattı, var olan parasını kullanmadı. Vincent’in takınmış olduğu empati tutumu ise halk tarafından olumsuz bir şekilde karşılandı. Bunun sebebi ise halkın; papazın onurlu olması gerektiğini ve belli bir duruşunun olması gerektiği düşüncesiydi. Tüm bu yaşananların sonunda ise Vincent vaiz olarak görev aldığı yerden kovuldu. Maden ocağında yaptığı misyonerlik de ona birçok şey katmıştı. Burada maden işçilerini çok yakından inceleme fırsatı edinmişti. Çizmiş olduğu resimlerinde, maden ocaklarına rastlamamız mümkün. Bu maden ocağı günümüzde faaliyet göstermiyor fakat o dönem de maden ocağına inmek için işçiler tarafından kullanılan o nokta bir anıtla taçlandırılmıştır.

 Kaynaklarda, Cuesmes’te yaşadığı evinde sanata kucak açtığı bilinmektedir. Vaiz olarak görev aldığında burada pek de başarılı olamamıştır Vincent. Bu başarısızlığını kendisi de görmekte ve bilmekteydi. Bundan dolayı uzun bir süre ona bahşedilmiş olan hayatıyla neler yapabileceğini düşündü. Takvimler 1880 yılının ağustos ayını gösterdiğinde Vincent sanatçı olmaya karar verdi. Bu karar, kimi için erken alınan bir karar olsa da onun için oldukça geç alınmış bir karardı. Ardından kitaplar okumaya başladı, ondan önce gelen sanatçıların çizimlerini kopyaladı ve bolca pratik yaptı. Bu yapmış olduğu pratikler, onun sanatçı kişiliğine pozitif bir katkı sağladı. Bir zaman sonra, yapmış olduğu çizimleri de yanına alarak kendini perspektif ve anatomi alanlarında geliştirmek için öncelikle Brüksel’e yerleşti ve burada Güzel Sanatlar Akademisi’ne kaydoldu. Fakat bazı sebeplerden dolayı burada çok uzun bir süre kalamaz. Tam anlamıyla göçebe bir yaşantıya sahip olan Vincent, ailesinin de o dönemde yaşadığı Etten’e doğru yol almıştır. Bu yaptığı yolculuklar sırasında Vincent’in sağlığı da kötü yola doğru sürüklenmiştir. Bu sürükleniş, raydan çıkmış bir tren misali hızlı bir şekilde ilerlemiş; hiçbir gerileme kaydetmemiştir. 

Vincent van Gogh’un aşk hayatı da oldukça trajik bir konudur. Kendisi kuzeni olan Kee Vos’a duyduğu aşkın karşılık bulamamasıyla derinden sarsılmıştır. Daha sonra Clasina Maria Hoornik (Sien) adlı kadınla birlikte olur. Sien’in o dönemde bir kızı vardır ve hamiledir. Sien, kendisine aynı zamanda modellik de yapmıştır. Bu ilişkiye kardeşi Theo karşı çıkmıştır. Vincent bunun üzerine Maria’dan ayrılmak zorunda kalır. Ayrılık sonrası tekrar ailesinin yanına döner. Tüm bu olan biten olumsuzlukları 1885 yılının mart ayında babasının ölümü takip eder. Ailesi ile yaşamına devam ettiği sürede, Margot Begemann ile ilişkisi vardır. Fakat bu ilişkiye Theo tarafından itiraz gelir.  İkisinin görüşmelerini kat’i surette istemez. Tüm bu olan bitene ise Margot dayanamaz ve intihar teşebbüsüne girişir. Bu olay değerli sanatçımızı derinden sarsmıştır. Vincent’in bu aşk öyküsü de oldukça hazin bir şekilde son bulur. 

Vincent, sevgilisi ve aynı zamanda modeli olan Sien’e birçok resminde yer vermiştir. Aşağıda görmüş olduğumuz resim onlardan sadece bir tanesi.

fotoğraf, eski içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Sien Under Umbrella with Girl, 1882

1886 yılının şubat ayında Vincent, Theo’nun yanına gider. Onunla müzeleri gezer; aynı zamanda empresyonistler arasında oldukça yaygın bir uygulama olan açık hava da resim yapma etkinliğine katılır. Günler günleri kovalarken van Gogh, resim dersleri aldığı ressam Cormon’un atölyesinde Gauguin ile dost olur. Aynı zamanda onların portrelerini de çizer. Bu dostluk, ilerleyen birkaç yıl içerisinde bozulur. Buna sebep olarak Vincent’in ilkbaharda sinirsel bir hastalığa yakalanması gösterilebilir. Bu hastalık bazı belgesellerde epilepsi olarak geçer. 1888 yılının mayıs ayında Sarı Ev’in sağ kanadını kendisi için kiralayan Vincent’e Ekim ayında ressam Gauguin eşlik eder. Fakat bu durum pek uzun soluklu olmaz. Bir zaman sonra iki dostun arası açılmaya başlar; anlaşmazlığa düşerler. Soğuk bir Aralık günü van Gogh, avucunda bir ustura ile sevgili dostunu tehdit eder, bu tehdit karşısında oradan kendi çabalarıyla kaçıp kurtulur Gauguin. Elinde bir ustura ile baş başa kalan Vincent akıl almaz bir olaya imzasını atar: Vincent, ustura ile kendi kulağını keser ve bunu bir fahişe olan Rachel’e hediye eder. En başta kulağının sadece bir kısmını kestiği söylenirken sonrasında bunun öyle olmadığı anlaşılmıştır. Yine kesmiş olduğu kulağını hediye ettiği kişi, bazı tarihçiler tarafından farklı bir şekilde aksettirilir. 

bina, açık hava, cadde, yol içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

The Yellow House, 1888

1889 yılının ocak ayında Fransa’nın güneyindeki Arles şehrinde bir kliniğe yatırılmıştır. Burada kaldığı sırada resimlerini çizmesine kardeşi Theo’nun destekleri sayesinde devam edebilmiştir. Sonrasında Saint Remy’de bir hastaneye yatırılmıştır. Hastanede kaldığı sıralarda da kriz geçirmeye devam etmiştir. Arles’te resmetmiş olduğu eseri görebilirsiniz.

iç mekan, bina içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Dormitory at the Hospital in Arles, 1889

Vincent, tekrardan Sarı Ev’e geri döner. Fakat bu dönüş kısa süreli olmuştur. Halüsinasyonları ve zehirlenme paranoyaları dur durak bilmeyen Vincent çevresindeki endişeli bakışların zoruyla tekrardan hastaneye yatırılmıştır. 

1890 yılının ocak ayında, Vincent Brüksel’de sergi açar. Bu sergide oldukça önemli bir olay gerçekleşir. Van Gogh’un “Kırmızı Üzüm Bağı” eseri Anna Boch tarafından satın alınır. Bu Vincent’in hayatta iken satmış olduğu tek tablo olarak tarihin tozlu sayfalarına yazılacaktır.

renkli, çizim içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

The Red Vineyard, November 1888

“Biri ressam olmak istiyorsa, bu işten büyük zevk alıyorsa, senin duyumsadıklarını duyumsuyorsa, istediğini yapabilir. Ancak, dertler, sıkıntılar, düş kırıklıkları da eksik olmayacak, melankolinin, çaresizliğinin ağır bastığı dönemler vs. Ben böyle düşünüyorum. Ve birden içime öyle bir sıkıntı bastı ki, unutabilmek için bir şeyler çiziktirmek zorunda kaldım.”

Hayat birçok zıt olayı içerisinde barındırır. Doğumlar, yaş günleri, arkadaşlıklar, kaybedişler, yeni insanlar, kazalar, kendini arayış ve her buluşta kaybediş… ve nefes alan her canlının kaçınılmaz durağı ölüm gerçeği. Ölüm, sevgili ressamımızı genç yaşta kollarının arasına alır. 

1890 yılının sıcak bir Temmuz gününde ressamımız, Auvers’te kaldığı han’ın yakınlarındaki tarlaları dolaşmaya çıkar. Bu gezinti sırasında göğsüne bir kurşun sıkar. Bu eylemi gerçekleştirdikten sonra hana geri dönmeyi başarır. Bu haberi alan küçük kardeşi Theo, hiç vakit kaybetmeden abisine elinden geldiğince bakmaya çalışır. Fakat vermiş olduğu bu bakım, van Gogh’un acı dolu eylemi karşısında yetersiz kalır ve Vincent hayata gözlerini çok genç bir yaşta yumar. Küçük kardeşi Theo ise bu acı olaydan sonra felç geçirir ve kısa bir süre sonra ölür. Şu anda ikisinin de mezarı Auvers Mezarlığındadır. Günümüzde yüzlerce ziyaretçi tarafından ziyaret edilmektedir. 

Bu dünyadan bir Vincent van Gogh geçti. İyi ki de geçmiş!

Yazar: Elif Ayça Ölmez

Kaynakça

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.