Sana Gül Bahçesi Vadetmedim

Bu yazının okunması yaklaşık 4 dakika sürmektedir.

Uzun zamandır merak ettiğim, ‘Ayça’nın okuma listesi’ adıyla oluşturmuş olduğum listede başı çeken Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, oldukça dokunaklı merakımı perçinleyen olay örgüsü ve kapağındaki fotoğraf ile beni derinden etkiledi. Kitabı okuduğum esnada “bunu okuyucularımla kesinlikle paylaşmalıyım!” demiştim ve  şimdi kalemimi kağıdımı alıp bu güzel deneyimimi sizlerle de paylaşmak istiyorum. Gelin hep birlikte kitabın sayfalarında kaybolalım.

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim romanının yazarı Joanne Greenberg, yazmış olduğu kitaplarında belli bir süre Hannah Green takma ismini kullanmıştır.  Yazarımız 1932 yılının sonbaharın güzel yüzünü gösterdiği eylül ayında New York’ta dünyaya gelmiştir ve şimdilerde Colorado eyaletinde eşi ve çocuklarıyla birlikte yaşamını idame ettirmektedir. 

 1964 yılında edebiyata kazandırmış olan bu roman, dilimize 1989 yılında çevrilmiştir. Yazar, Sana Gül Bahçesi Vadetmedim romanını kendi deneyimlerinden yola çıkarak kaleme almıştır.  Joanne, hayatının bir dönemini akıl hastanesinde geçirmiştir. Psikolojik bir rahatsızlık olan şizofreni hakkında yazdığı bu otobiyografik roman, 1964 yılında Hannah Green takma adıyla uluslararası çok satanlar listesinde yerini almıştır ve dönemin eleştirmenleri tarafından birçok açıdan eleştirilmiştir. Yine bu dönem de üniversite yaşantısını İngilizce ve Büyük Antropoloji bölümlerinden mezun olarak tamamlamıştır. İşitme engelli kişilerle iletişim kurabilmek için öğrendiği işaret dilini, 1970 yılında yazdığı “In This Sign” kitabında da işlemiştir. Bu kitabında ise işitme engelli bir çiftin, duyma yetisine sahip olan bir çocuk dünyaya getirme mücadelesini anlatmaktadır. 

Yazarımızın hayatından kısa kesitler sunduktan sonra, gelelim romanımızın içeriğine. 

Deborah ve ailesinin yaptığı bir araba yolculuğuyla başlıyor kitabımız. Yolculuk sırasında oldukça gergin olan Deborah’ın anne ve babası, durumu normalleştirmek için kullanmış oldukları maskeler bile durumu kurtarmaya yeterli olmamış. Yolculuk sonunda ulaştıkları hastanenin camlarında bulunan demir parmaklıklar,  tüm aile bireylerini derinden sarsarken; varmış oldukları hastanenin rehabilitasyon merkezi ya da dinlenme yurdu gibi adlandırılamayacağının farkına vardılar. Durum oldukça ağırdı ve bu durumu aşmak için geçmeleri gereken bir duraktı akıl hastanesi. 

Sol kolunun bilek bölgesinde bulunan iki kesikten dolayı akıl hastanesine yatırılan ve yapılan tetkikler sonucu şizofreni tanısı alan Deborah, karşılaştığı düzene ayak uydurmaya çalışırken içinde bulunduğu Yr ile Şimdi arasında yer alan Aradünya’nın boşluğunda, Koro’nun üyeleri tarafından edilen sövgü ve yapılan hakaretlerden dolayı her iki dünyaya da sağırlaşmaktaydı. Sadece bunlarla sınırlı değildi Deborah’ın kendince oluşturduğu ve aniden ortaya çıkıveren gizli dünyası; ateşlerin içindeki Antarrabae, kara atı üzerinde kapkara görünen mavi gözlü tanrı Lactemaeon, gizleyici tanrı Idat ve Yr’deki bölgelerden biri olan ve aynı zamanda korkulara yer verilmediği Kuyu, Ceza, Deborah’ın geçmişinde yaşamış olduğu olumsuzlukların sesi Koro, Yr dünyası ile yeryüzünün birbirine karışmasını önleyen Sansür. Hepsi Deborah’ın çocukluk döneminde gitmiş olduğu bir kamp gezisinde, arkadaşları tarafından reddedilişi ve öfke dolu gözlerle onu izleyişlerinden dolayı ortaya çıkmıştı. Deborah’ın yalnızlığı derinleştikçe, Yr hükmettiği alanları daha da genişletmişti. Aradünya, Yr ve yeryüzü arasında gidip gelişler, Deborah’ı gitgide yıpratmış ve Yr’nin kraliçesi olmaktan çıkıp onun bir esiri haline gelmiştir. 

Hastanede tedavisini üstlenen Dr. Fried, Deborah’ın dünyasını her görüşmelerinde biraz daha açmaya ve anlamlandırmaya çalışmıştır. Hatta Deborah ona Dr. Furi demeye başlayacak, Yr dünyasındaki adını Dr. Furi olarak belirleyecekti. Deborah’ın anlatımlarından çıkarttığı ipuçları, tedavide oldukça önemli adımları oluşturmaktadır lakin tedavi sürecinde yaşanan gelgitlerin oldukça yüksek olduğunu belirtmeliyim. Hastalığını bir yanardağa benzeten Deborah, kız kardeşiyle de arasında yine kendince kurguladığı birtakım problemler olduğunu düşünmektedir. Öncelerinde hastanenin B koğuşunda yatışı ve tedavileri sürerken Yr’deki yıkımlardan dolayı saldırganların yer aldığı D koğuşunda da tedavisinin bir kısmını sürdürmüştür. Kuyu’nun en dibini boyladığı dönemlerde ise, yine hastanenin o dönem de uyguladığı tulum tedavisi ile sakinleştirilip kontrol altına alınabilmekteydi. Bunların olduğu sıralarda ailesinin de oldukça endişeli bekleyişi sürmekteydi. Görüşme konusunda her ne kadar istekli olsalar da bunu gerçekleştirecek cesareti kendilerinde bulamıyorlardı; bunun sebebi ise Deborah’ı nasıl bir halde bulacakları düşüncesi idi. 

Dr. Fried’in gerçekleşecek olan bir kongrede yer alması sebebiyle izin aldığı dönemde Deborah’ın tedavisi Dr. Fried’in bir meslektaşı tarafından yapılır. Fakat Deborah en kötü dönemini bu süreçte geçirmiş; hastanede uzun uğraşlar sonucu arayıp bulduğu ateş parçalarıyla bedeninde yanık izleri oluşturmuştur. Bu ateş sayesinde içinde bulunduğu yanardağın özündeki ateşi bastırabilecek bir karşı-ateş oluşturabileceğini düşünüyordu. Deborah, bu eylemleri gerçekleştiğinde içinde hiçbir his vuku bulmuyor aksine bunu tekrar tekrar gerçekleştirmek istiyordu. Ta ki Dr. Fried hastaneye gelip, Deborah’ın tedavisine devam edene kadar. 

Hastanede geçen üç kış, üç bahar, üç yaz ve üç sonbahar sonunda Deborah’ın tedavisi nasıl sonuçlanıyor?

Deborah’ın hastanede kurduğu arkadaşlıklar ve orada yaşadıkları nelerdi?

Dr. Fried gerçekten Yr dünyasını keşfedebilmiş miydi?

Peki ya Deborah’ın ailesi?

Ve Yr dünyasına ait diğer tüm ayrıntılar kitabın her bir sayfasında gizlenmiş durumda. Merak eden herkesi kitabı okumaya ve kitap hakkında derinlemesine düşünmeye davet ediyorum. 

Son olarak kitaptan bir alıntı yaparak kelimelerimi sonlandırmak istiyorum:

“Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk da vadetmedim. Sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek gerçeklik savaşım. Ve sağlıklı olmak, gücünün yettiği kadarıyla, bu savaşımı kabul edip etmemekte özgür olmak demektir. Ben yalan şeyler vadetmem hiç. Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır… üstelik böyle bir dünya çok sıkıcı bir yer olur!”

Keyifli okumalar! ?

Yazar: Elif Ayça Ölmez

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.