Kağıt, Kalem, Mutluluk

“Bu yazının okunması 2 dakika sürmektedir.”

   Yazmak… Kimileri için sadece unutmamak için yapılan bir eysem, kimileri içinse kağıtla kalemin bütünleştiği, duyguların düşüncelerle yoğrulduğu adeta bir terapi. Kendimi tanımlayacak olsam yerim ikinci grup olurdu diye düşünüyorum. Okuma-yazma öğrendiğim günden beri elimden kağıt kalem eksik olmadı desem yeridir. Başlarda harfleri düz bir çizgide düzgün yazabilme alıştırmaları, sözcüklere; sözcükler cümlelere dönüştü. Büyüdükçe duygular da, düşünceler de büyüdü benimle birlikte. Her yıl, her yaşanan olayda yeni duygular yeni düşünceler kattım hayatıma ve bunlar kalemimin başrolleri oldular zamanla. Sonra cümleler paragrafa dönüştü. Artık kağıt ve kalem en yakın arkadaşlarım olmuşlardı.

Her duygumuzu, fikrimizi dile getirmek her zaman mümkün olmuyor. Buna bazen ortam neden oluyor bazen de bu fikirlerin, duyguların bizde gizli kalmasını istiyoruz. İşte ben de böyle zamanlar da her şeyi kağıt ve kalemle paylaşıyorum. Hissettiklerim, söylediklerim için yargılamıyorlar beni. İçimi dökmemi bekliyorlar sadece. Bazen mutluluk dolu cümleler dökülürken kalemimden, bazen adeta kağıdı dövercesine üzgün ya da sinirli cümleler geçiyor kağıda. Günlerce eklemeler yaparak dönüp dolaşıp aynı konuyu yazdığım da oluyor, dakikalar içinde yazıp içimi döktüğüm de. Sonra aradan günler, aylar, belki de yıllar geçiyor ve günün birinde küçük bir kağıt parçasına karaladığım yazıya rastlıyorum. Okuyorum, okudukça bazen kendimle yeniden karşılaşıyorum bazen de bambaşka biriyle tanışıyorum. O yazıyı yazdığım zamanki duygularımla şu anki duygularımın değişmediğini de görüyorum, düşüncelerimin zaman içinde ne kadar farklılaştığına da şahit oluyorum. Bazen değişimimi görüyorum, bazen de yazıldıkları dönem de yaşadığım olay ve duyguları hatırlıyorum. O zaman çok üzüldüğüm şeylerin şu an hayatımda hiçbir etkisinin olmadığını, yaşanan mutlulukların hala ilk günkü gibi heyecan verdiğini hissediyorum. Yazılarla dünüme ve bugünüme ışık tutuyorum. 

Bazen yazı yazmanın  bir çocuk yetiştirmeye benzer olduğuna inanıyorum. Nasıl ki aileler çocuklarının güzel gözükmesini isterse ben de yazılar için aynısını yapıyorum. En derin duygularla, en güzel sözcükleri seçmeye çalışarak güzel gözükmelerini sağlamaya çalışıyorum. Yine nasıl ki aileler çocuklarının gelişimini merakla izler, ben de öyle izliyorum yazıları. Önce bir fikir geliyor akla, sonra o fikrin kağıda geçişi bir sözcükle başlıyor. Sözcükler büyüyor, cümleler oluyor, sonra paragraflar çıkıyor ortaya ve sonunda bir yazı oluşuyor. Sonra bu “çocuğun” sosyal dönemi başlıyor. Başka insanlar da tanıyor onu. Yazım okunduğunda hep heyecanlanıp yorumları dört gözle bekliyorum. “Büyüttüğüm çocuğu “ artık herkes görebiliyor, yorumluyor, belki kendinden bir parça buluyor, belki de beğenmiyor, gelişmesi gereken yönleri görüyor. Sonra gelen tüm bu yorumlarla daha iyisi için yeniden deniyorum. Zaman zaman “ilham” denen o parıltının, düşüncenin kaybolduğunu hissediyorum. Korkuyorum böyle zamanlarda. “Ya bir daha yazamazsam?” düşüncesi  dönüp duruyor kafamda. Sonra her insan gibi biraz kafamı dinlendirmenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Duygularıma yöneliyorum, kendimi arıyorum. Yeniden yazmaya başlıyorum; iyi ya da kötü, bunu bilemiyorum ama yazmak her zaman güzel hissettiriyor.

Yazmak bir iç döküş, bazen kaçış bazen mutluluğumu yaşattığım yegane alanlardan biri. Oturup neden yazdığımı düşündüğümde her defasında aynı cevabı alıyorum; çünkü mutlu olmamı sağlıyor. Şimdi bu yazıyı okuyan sen, umarım sen de mutluluğunu sağlayan bir şeyle tutunmuşsundur hayata. Bu kısa iç döküş maceramda bana eşlik ettiğin için teşekkür ederim.

Yazar: Ezgi Yılmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.