Bendeki Yaşam

(Bu yazının okunması 2 dakika sürmektedir)

“Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım” der Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonnası’nda. İlk okuduğumda kendimle bağ kurduğum, sanki yazıldığı andaki duyguları hissedebildiğim bir cümleydi benim için. Önce kitaptan altını çizdim, sonra hayatıma ekledim bu cümleyi. Evet, ben de hiçbir zaman tam olarak dış dünyada yaşamadım, yaşamıyorum da. Kafamın içinde, kurduğum ikinci hayatta yaşıyorum bazı gerçeklikleri. Bunu anlamak bazıları için zor biliyorum. Yine bazılarınızın bunun gerçeklikten kaçmak olduğunu düşündüğünü de biliyorum ama izin verin size bu ikinci yaşamı açıklayayım.

Öncelikle bilinmesini isterim ki, zihninin içinde bir yaşam inşa etmek bir kaçış değil aksine “saf düşüncelerine, gerçek sana” ulaşmaktır. Kaçımız söylemek istediğimiz her şeyi tereddütsüz söyleriz? Ya da kaçımız yaşanmasını istediği sahneyi kafasında defalarca oynamamıştır? İşte ben söyleyemediklerimi kafamın içinde söylerim, tepkileri yine orada yaşarım. Yaşamak istediklerimi, yani hayallerimi de orada yaşatırım. Hem geçmişim hem geleceğimdir zihnimin içi. Yeri gelir geçmişimle hesaplaşırım, yeri gelir geleceğimi inşa ederim içerisinde. Kendimle sohbet eder, kendimi keşfederim. Yanlış yargılara varıp sonra düzeltirim, en önemlisi de yargılanmam. Bu yüzden şeffaftır zihnimdeki yaşamım. Dış dünyaya adapte olurken attığım adımlar eleştirilip yargılanabilirken burada sadece ben varım. Dış dünyada hep mutsuz olursun ya da kimsenin fikirleri önemsiz demek değildir bu. Sosyal bir canlı olarak tabii ki insanlarla iletişim halinde olacağım, fikirler paylaşacağız, sevip sevileceğim. Tüm bunların yanında insanlarla olan yaşamımın dışında sadece kendime ait olan bir dünyam da olmalı. İnsanlarla iletişim kurduğum kadar kendimle de iletişim halinde kalmalıyım. Kendimle konuşmalıyım mesela, hesaplaşmalıyım gerekirse. İçimde birikenleri söylemeliyim kendime, geçmişten aldığım derslerle bir gelecek kurmalıyım,  evet tüm bunları kafamda yapmalıyım. Sonra gerekirse hayata geçirmeliyim. Dış dünyada olup bitenlerle yaşarken zihnimde bir hayat yaşatan biriyim, tıpkı bir senaryo yazıp oynar gibi yaşıyorum o hayatı. Elbet gerçekler de yol gösteriyor bana ama o gerçeklikleri kendime uyarlıyorum. Perdenin açılışını da ben yapıyorum, dekorları ve karakterleri de ben belirliyorum, kapanışı da ben yapıyorum. Hem yazarıyım bu senaryonun, hem oyuncusu. Ben istemedikçe ne kimse müdahale edebiliyor, ne de benden başkası biliyor kafamın içinde yaşattıklarımı.

Kitaptaki onca cümlenin arasından kendime en yakın hissettiğim bir cümlenin üzerimde yarattığı etki ile yazdığım bu kelimeler, o cümleye verdiğim değeri adeta somutlaştırdı. Kendime ait bir dünyam var; her şeyi korkusuzca var ettiğim, kendimi yaşattığım kadar başkalarını da bu hayata dahil ettiğim, konuştuğum, konuştukça susup sustukça düşündüğüm bir dünya. Biliyorum belki bazılarınıza hala garip geliyor. Hayal dünyasından farksız olduğunu düşünüyorsunuz, ziyanı yok. En azından anlatmak istediklerim ulaştı size ama bazılarınız da var tıpkı benim gibi kafasında kurmuş ikinci yaşamını. Bu satırları okurken, hiç tanışmamış olsak da ortak bir nokta, bir histe buluşabildiysek eğer ne mutlu bana. Umarım, dış dünya ile kafamızda yaşattıklarımız da bizler gibi ortak noktalarda kesişirler.

Yazar: Ezgi Yılmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir