(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakikadır.)
Kendine inanmak, hayatın en sessiz ama en güçlü devrimidir. İnsan bazen en çetin mücadeleyi dışarıdaki dünyayla değil, kendi içindeki tereddütlerle verir. Şüphe, kalbin kapısına sinsice dayanır; “ya yapamazsan” fısıltısı kulaklarda yankılanır ve çoğu zaman insan, o fısıltının ağırlığı altında ezilir. Başlamadan yorulur, denemeden kaybeder.
Oysa insanı asıl tüketen şey başarısızlık değil, hiç başlamamaktır. En büyük yorgunluk, ertelenmiş hayallerin kalpte bıraktığı ağır sessizliktir. Kendine inanmadığında, atmadığın her adımın pişmanlığı birikir. Ve gün gelir; yapamadıkların, denemeye bile cesaret edemediklerin, hayatının en ağır yükü olur. İşte tam da bu yüzden inanmak, görünmez zincirleri kırmaktır. Çünkü inanmak, yolu göremesen de yola çıkmayı seçmektir; adım attıkça ışığın kendi içinde yanacağını bilmek demektir. İşte bu küçük adımlar, insanın kendi ışığının fark etmesinin başlangıcıdır.
Kendine inanmak, bazen sadece “deneyeceğim” diyebilmektir. Attığın her küçük adımda kendi ışığını keşfedersin. O ışık, başkalarının onayından, dünyanın alkışından ya da ailenin ve arkadaşlarının beklentilerinden gelmez; sessizce kendi yüreğinde büyür. Fark etmeden bir gün bakarsın ki, seni geride tutan bütün korkular çoktan geride kalmıştır. Çünkü ışığının tüm yolları aydınlatmasına izin vermişsindir.
Ancak yol ne kadar aydınlık olursa olsun, bazen tuzaklara takılabiliriz. Kusursuz olmayı beklemek, bu yolun en büyük tuzağıdır. Oysa insan, eksikleriyle tamamdır. Her yara, her yanlış, her kayıp, aslında yolun bir parçasıdır. Kendi kırıklarını saklamadan yürüyebilmek, işte gerçek cesaret budur. Hayat, seni hiç düşürmeyecek bir güvenlik alanı değil; düşüp kalkarak öğrendiğin bir sahnedir.
Ve ben, kendimle girdiğim savaştan bir şey öğrendim: Kendine inanmak, kusursuz olmak değildir. Aksine, eksiklerini kucaklayarak onlarla yürümektir. Her düşüşte yeniden doğrulmak, her yenilgiyi bir başlangıç saymaktır. Tam da o anlarda, içindeki ses sana “ya yapamazsam ya her şey ters giderse?” diye fısıldadığında, Şems-i Tebrizi’nin şu sözünü hatırlamaktır: “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun, hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?
Ve işte o an, kendi ışığını fark ettiğinde, yolun ne kadar da senin olduğunu anlarsın. 12’ye teşekkürler…
Yazar: Fatoş Ölmez
Görsel: https://tr.pinterest.com/pin/1085719422735863268/