İnsan, tarihsel süreçte pek çok farklı disiplinde pek çok farklı yönüyle ele alındı. Kimi zaman bir makine, kimi zaman düşünen bir hayvan, kimi zamansa sistemin içindeki bir birim olarak tanımlandı. Fakat bu varsayımların özüne inildiğinde ana gaye varoluşu anlamak ve insan davranışının prensiplerine ışık tutmaktı. İnsanın kendi içindeki anlam arayışı onu durgun bir su olmaktan çıkarıyor ve tabiri caizse denizini arayan akarsulara dönüştürüyordu. Savaşlar, devrimler, yüzyıllar geçti ve dünya değişti ama insanın davranışlarını ve bu davranışların sebeplerini açıklamak açlığı hala zihnimizin bir köşesinde yer etmeye devam ediyor. Zihnimizi kurcalayan davranışı ortaya koyma sürecini insan istenci ile çok ilintili buluyorum.
İnsan davranışı kişinin yaptığı seçimlerle ortaya çıkıyor. Yani yargı verme sürecinde insan kişi olma meselesiyle yüz yüze geliyor. Tüm irili ufaklı seçimler kimyasal bir reaksiyonun parçaları gibi tepkimeye giriyor ve son ürün davranış olarak kendini gösteriyor. Peki, tüm bu tepkimeleri başlatan şeyi bulmaya çalışırsak karşımıza ne çıkar? Bu noktada Kant’ın bahsettiği pratik akıl kavramına değinmek istiyorum. Kant şöyle söylüyor: Pratik akıl “insan istemesini” ön plana alır ve bu yönde işler yani az önce bahsettiğimiz tepkimeyi başlatan şey insanın istekleri, arzularıdır. Burada akılları çok da karıştırmadan daha öznel şekilde size arzuların insanı “kişi olma meselesinde” nasıl yönlendirdiğinden bahsetmek istiyorum. Daha iyisi olabilme arzusu, daha fazlasını elde etme arzusu, mutu olma veyahut mutlu etme arzusu… İnsan bir sürü arzuyu göğüs kafesinin içine bir şekilde eğip bükerek sığdırır ve o şekilde yaşar. Arzular çoğaldıkça göğüs kafesine baskı yapar, somut bir form olmak isteğiyle dolarlar. İnsan kendi ürünü olan bu arzuları göğüs kafesinden çıkarmak, bu baskıdan kurtulmak için harekete geçtiğinde işte tam bu noktada, döngü başlar. Arzular esasında insan tarafından var edildiğinden bu döngü özgürlüğü kapı dışarı eden bir şey değil tam aksine insanın özgürlük alanı sayesinde ortaya koyduğu bir üründür.
Doğduğumuz andan öldüğümüz ana dek gerek içgüdüsel gerekse karar mekanizmamızı kullanarak sayısız tercihte bulunuruz. Bu tercihlerin tamamı koca koca adımlar değildir elbette. Kahvemizi sade mi sütlü mü içeceğimizden tutun da biriyle tartışırken söylediğimiz cümlelere, evden çıkarken hangi ayakkabıyı giyeceğimizden arabamızı nereye park edeceğimize kadar çok fazla seçim yapma ihtimaliyle sarılı bir ömür geçiririz. Bir adım daha ileriye giderek neyi seveceğimizi, neyi sevmeyeceğimizi, hangi mizaca sahip olacağımızı da tercihlerimizin içerisine katıyorum. Arzularımızın eylem üzerindeki etkisi işte tüm bu davranışları seçim ya da tercih olarak görmemin sebebi. Arzular buyurgandır ve benlik bunun etkisinde hareket eder. Zihnimiz bize ızdırap verecek durumlardan kaçınır çünkü arzusu ızdırap çekmek değil huzurlu olmaktır. Bu yüzden seveceklerini ve sevmeyeceklerini seçer. İnsan yalan söylemeyi görür ve sonuçlarından hoşnut olmaz; arzularımız sonuçtan hoşnut olmak ister ve yalandan kaçınır. Tam aksi koşullarda doğru söylemenin ona ızdırap vereceğini düşünen insan gerçeklerden kaçınıp yalan söyleyebilir.
Arzuların eylemler üzerindeki etkisi ve dolayısıyla gerçekleştirilen davranışlar daha önce bahsettiğimiz “kişi olma meselesi” tamamlayıcısı olsa da sonuç daima böyle olamayabilir. Bir örnekle bunu açıklayayım. Ceviz henüz yeşil kabuğundan ayrılmamışken bir kurtçuk yumuşak kabuğu delerek cevizin içine girer. İçine girdiği cevizi yavaş yavaş yiyen bu kurtçuk zamanla büyür, cevizi yiyip bitirdiğinde artık ceviz kabuğu sertleşmiş ve kurtçuk kocaman olmuştur. Gelişimini tamamlayan kurtçuk artık içeri girdiği deliğe göre daha büyük olduğundan kendisini besleyen cevizin içine hapsolur. İnsanın özgürlük alanı içerisinde yarattığı arzular bu özgürlük alanına hükmetmeye başladığında kişi olma meselesi sarsılmaya başlar. Kurtçuğa cevizi yemeyi buyuran arzular bir anda kurtçuğu cevize hapseden bir şeye dönüşebilir. Kısacası davranış süreci için sağlıklı ilerleme arzulara köle olmak değil, arzuları bir katalizör olarak kullanmaktır.
Yıkımlar ve başarılar, düştüğümüz ve ayağa kalktığımız anlar büyük oranda arzularımızın ve tercihlerimizin birer ürünüdür. İnsanı doğada özel kılan arzu etme ve arzuları eyleme dönüştürme yeteneğidir. Esas olansa iyiyi arzu etmektir çünkü kişi olma meselesini gözeten ve insanın üstüne biçilmiş kumaş iyiyi arzu etmektir. Ancak bu şekilde kişi oma meselesini tamamlamak mümkündür.
Yazar: Damla Görgülü