Durgun Gün Batımı

Kendi olarak kalabilen ve kendiyken en güzeli olduğunu başkalarına söyleyebilen nadir insanlardanız. Bizi bize sevdiren, kimse yokken yüzümüzü eşsiz bir manzaraya bakar gibi güldürenlerle çevrili etrafımız. Yalnız değiliz hiç de olmadık ya da biz öyle sanıyoruz. En sevdiklerinle bile umutsuzluğa kapıldığın, hayattan yorulduğun ve geleceğe dair ne yapacağını bilemediğin zamanların oldu. Kendini kimseye ya da herhangi bir yere ait hissetmediğin anlar oldu. Böylesine yalnızlaştığında çokluğun içinde azıcıktın aslında, inancını yitirdiğin ve kendini sorguladığın zamanlar oldu. Bu zamanlara baktığında seni dibe çeken şey yine kendindin. Kendini kaybettiğin ve bulmak için çırpındığın zamanlarda da yine sana yardımcı olacak ve seni yüzeye çıkaracak kişi sendin, özünde yatan o insandı. İnancını kaybettiğin gün durup düşündün mü ben en son ne zaman ve neye inancımı kaybetmiştim? O zaman yaptıklarınla şimdiyi kıyasladığında çok da bir fark olmadığını gördün. Hata yapmamak ve kendini değiştirmek için uğraşsan da günün sonunda geriye kalan aslında doğru ya da yanlış değil, hep ne istediğin oluyordu. İsteklerinin ya da geçmişinin hala sana zarar vermesinden bıksan da kendinle yüzleşmekten korktuğun da oluyordu. Tekrar yanılmasam, tekrar hata yapmasam tüm bunlar koca bir yanılgılar serisine dönüşür müydü? Yanılgılarına kulak verdiğinde en derinindeki o hafif rahatlamayı hissettin mi? Duyabildin mi içinde çırpınan seni? Bu ses seni bezdirmiş olabilir, seni kendinden uzaklaştırmış olabilir ama her şey, herkes bir yana önemli olan tek şey sensin. O kalabalıktan sıyrılıp kendi sesini duyma zamanın geldi. Başkalarının değil kendi çizdiğin belki de en engebeli yoldan yürüme hatta koşma zamanın geldi. Çünkü artık o bulunduğun yolda yürümeyi bırak durmaktan bile yorulmuşsun. Güçsüzlüğünün ve hatalarının karşısında yine tek başınasın. Ama bu sefer en değerli şeyin kendinin olduğunu biliyorsun ve yolun da senin isteklerinle şekillenecek. Üzülsen de bunu tercih edip göze aldığın için üzüleceksin. Geri dönüp baktığında pişman olmaktansa harekete geçtiğin için rahatlamış hissedeceksin. Zaman, canlı tutmaya çalıştığın çiçekler gibi solup gidiyor ve sen içinde yolunu bulmaya çalışıyorsun. Zamanın bu denli hızlı akmasından dolayı ara sıra aciz hissettiğini inkar edebilir misin? Tüm bunların bir deliliğe dönüşmemesi için kendine sımsıkı tutunmalısın. “Acaba bu yolu mu deneseydim?’’ ihtimalleri bırakmıyor yakanı. Öyle yapsaydın da böyle olacaktı. Akışın içine sal kendini. Bu kabuğa çekilişinin bir anlamı olsun diye, ‘öylesine’ anılmasın diye duyur sesini. Artık tüm ‘keşke’lerinden arındın. Sen şimdiye kadarki en güzel halinle varsın bu hayatta. Her olan şeyin bir sebebi yoktur. Neredeyse her şeyi kontrol etmeye çalıştıkça ve olan bitene bir neden aradıkça yolumuzdan sapıp özgürlüğümüzü yitirebiliyoruz. Yine de biz biliyoruz ki insan en zor kendini affediyor. Kendini affetmeyen bir insanın zaman geçtikçe savrulması gerçeğini de göz ardı edemeyiz. Karanlık bir boşlukta süzülürken hayatımızın, sırf kendimizi affedemediğimiz için gözümüzün önünde kaçırdığımız fırsatlarla şekillenmesini uzaktan izliyor oluyoruz. Kendimizin peşinden koşmaktan yoruluyoruz bazen koşmaktansa var olanın kıymetini bilip her şeyi olduğu gibi kabul etmeliyiz. Sevmeyi, sevgiyi tattığımız anları unutup uzaklaşıyoruz. Bunları hatırlatacak şeylerin peşinden koşarken yanlış yollarda yoruluyoruz. Halbuki senin yoluna dokunan herkesle yeni bir sen oluyorsun.

O yepyeni senle bir başına kalıp durgun gün batımlarına bakma zamanın geldi.

Yazar: Özge Eser

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir