Hakikatin Peşinde

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)

İnsan! İnsanlık! İnsan olmak! İnsani duygular! İnsan gibi davranmak! İnsan gibi yaşamak! İnsana özgü düşünceler veya hisler! İnsan gibi ölmek…

Buz gibi bir gecenin ortasında düşüncelerimle baş başa kalmış gibiydim. Aklımdan geçenleri bırakın durdurmayı veya kontrol etmeyi, tüm dünyaya haykırmak istiyordum. Tam o sırada zihnimden Deleuze’nin en sevdiğim sözü geçti: “Mesele ne olduğumuz değil, oluş sürecinde ne olduğumuzdur.”

İnsanlığa dair düşünce listem uzarken Deleuze, beni insanlığın özünü hatırlamaya yöneltmişti. İnsan diye tanımladığımız bu yüce varlık kime denirdi, daha da doğrusu sandığımız kadar kusursuz ve yüce miydi? İnsanın özü yaşamdaki materyalist tarafa sığınan, her şeyi yapabilen beşer değil miydi? Hatta her şeyi yapabilen iradeler silsilesinin yansıması değil de ne? “Düşünüyorum o halde varım” diyen Descartes’ten, “Canlar canını bulur, ölse bile bedeni ölür.” diyen ünlü halk şairi Yunus Emre’den 21. yüzyıla uzanan bir efsaneyiz biz, insanlık!

İnsanlık, üzerine asırlarca konuşulan, konuşulmaya da devam edilecek olandır. Her asrın konuşulan insanı aynı olsa da insanlığındaki fark kendisini insan yapan değerlerin kayboluşudur. Adını büyük harflerle yazdığımız “İNSAN”ın her geçen gün küçülen insanlığının, değersizleştirdiği ruhunun yeryüzündeki temsilidir bedenlerimiz.

Hep düşünürüm, doğduğumuz andan itibaren insan mıyız, yoksa sadece biyolojik olan türümüze mi insan deniliyor diye. Anladım ki insan doğar can bulur, büyür güç kazanır; gün geçtikçe güçlenen insan, gücünü kararlarından alır. Verdiği kararlar adaletliyse, erdemli ve yüce bir varlık olur. Yani insan, işte o zaman insanlığına kavuşur. Bunlardan bir tanesi eksik olandı işte beşer; sadece derisi bulunan, etten ve kemikten ibaret olan, ebediyeti olmayan, bir gün çürümeye ve yok olmaya mahkûm olandı, çünkü dayanıksızdı. Düşünebilen, sorgulayan, adaletli karar verebilen canlıdır insan; kendisi değildir ölen, bedenidir. İnsanı sonsuza dek yaşatan insanlığıdır.

Hakikati aradığım bu yolculukta gördüklerimiz insan mıdır, insanlık mı veya sadece bir yanılsama mı? Terazinin dengesini kaybettiğimizden beri, savrulan insanlık siluetleri görünür oldu. Dışlanmamak için girdiğin ‘öteki’ kimlikten haberdar mısın mesela? Uyum sağlamak için sustuğun kaç cümle oldu? Onaylanmak, benimsenmek için benliğinin karanlık tarafıyla bir işbirliği içinde olduğunun farkında mısın?

“Tanıksan sorumlusundur.” derler. İşte o sorumluluğu kendi ruhunda, sırtında hissediyorsan da insansındır. Peki ya sayın insanlık taşıyamadığınız, sustuğunuz, görmek istemediğiniz sorumlulukların bedeli nasıl zuhur bulacak? Kaçamayacağımız tek yer olan insanlığımızın görmekten değil bakmaktan, duymaktan değil dinlemekten, konuşmaktan değil anlamaktan geçmesi dileğiyle!

Yazar: İpek Salman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.