(Bu yazının okunması yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)
Saçları omuzlarının biraz aşağısında, kahverengi gözleri merakla parlayan ve her sabah güneşle birlikte uyanan bu sevimli kız çocuğunun enerjisi hiç ama hiç bitmezdi. Tüm gün durmadan oyunlar oynar, etrafta neşeyle koşuşturur, resimler çizer ve yemeklerini pek yememesine rağmen yine de bir an bile yorulmazdı.
Geceleri ise uyumadan önce konuştuğu bir yıldızı vardı gökyüzünde. Bazen kendini iyi hissetmediği, sıkıldığı ya da gözlerinin dolduğu zamanlar olurdu. Böyle anlarda yıldızını bulur ve ona anlatırdı neler olduğunu. Yıldızı dikkatlice dinlerdi onu; üzülünce onunla birlikte üzülür, moralini yerine getirmeye çalışır, mutlu olduğunda ise onunla birlikte gülümserdi. Hatta bazen hafifçe parlayarak ona masal gibi bir huzur verir, uykusuna da eşlik ederdi. Güneş doğarken yıldız ona resim çizip notu yatağına bırakır sonra giderdi. Küçük kız uyandığında notu görünce çok mutlu olur, kağıdın arkasına o da resim çizer yıldız tekrar gökyüzünde belirdiğinde ona gösterirdi.
Her birimiz gibi bu kızın da korkuları vardı ve zaman zaman kendine inanmakta zorluk çekerdi. Bunlar bazen yıldızına bile anlatmadığı hislerdi. Bir gece yıldızına iyi geceler dileyip uyumak için yatağına uzandı ve gözlerini kapattığı an kendini rengarenk rayların ve vagonların olduğu bir rüyanın içinde buldu. Trene doğru yürüdü ve binmek için yöneldiği sırada ışıltılarıyla parlayan tabela dikkatini çekmişti. Kocaman harflerle ‘’Hayal Treni’’ yazıyordu.
Küçük kız daha da heyecanlanarak trene bindi ve hareket etmeye başladı. Pencerelerden içeriye sıcacık ışıklar doluyordu, oturduğu koltuksa pamuk kadar yumuşaktı ve rengarenk raylar gökyüzünde dolaşarak dizilmiş gibiydi. Tren hareket ettikçe bazı sahneler gördü. İlk sahnede kocaman güzel bir evinin olduğunu, sonraki sahne de yavru kedi ve köpeklerinin olduğunu ve onlarla oynadığını, bir başka sahne de kendisinin büyük bir yetişkin olduğu halini dışarı çıkmak için hazırlanıp süslenirken gördü. Bu gördükleri rastgele bir şekilde sıralanmamıştı, bunlar kalbinin derinliklerinde içten içe hayalini kurduğu anlardı.
Tren yavaşlarken gökyüzünde bir yazı belirdi:
“Sen yeterince hayal edersen yollar bir gün seni o hayale götürür.”
O an büyük bir mutluluk hissetti. Daha önce “Yapabilir miyim?” diye düşündüğü şeyler, artık “Neden olmasın?” olarak dönüşüyordu içinde. Çünkü gördüğü şeyler, sadece hayal değil; kendisinin gerçek potansiyeliydi. Küçük kalbinin içine inanç tohumlarını ekmeye başlamıştı. Kız trenden indiğinde artık hayalleri ona uzak değil, tam avucunun içindeymiş gibi yakın geliyordu. Attığı her adım, artık biraz daha cesur, biraz daha umutluydu.
Uyandığında gözlerini ovuşturdu, kollarını açıp bir güzel gerindi. Yataktan kalkmak üzereyken bir not kağıdı olduğunu gördü. Yıldızı ona bir not yazıp yatağının kenarına bırakmıştı. Büyük bir heyecanla notu alıp okumaya başladı:
‘‘İlk adımlarında yanında olduğum gibi hayatının her aşamasına attığın adımlarda orda olacağım. Düşersen kalkman için, umudun tükendiğinde tekrar yeşertmek için, başarıyla ilerlerken seni alkışlamak için… Ben hep yanında olacağım ve seninle her zaman gurur duyacağım.’’
Küçük kız notu okuduğunda gözleri parladı hatta gözlerinde minik bir yaş damlası belirdi ama bu sefer mutluluktan. Aceleyle ayağa kalktı ve koşarak kalemlerini aldı. Kağıdın arkasını çevirdi ve resim çizip bir şeyler yazmaya başladı. Yıldızsa bunu görebilmek için akşam olmasını iple çekiyordu.
Bu satırları sana, hep yanında olduğumu hatırlatmak için yazdım. Bir gün büyüyüp kendi yolunda ilerlerken, hayallerinden vazgeçmeden, içindeki ışığı hiç söndürmeden, emin adımlarla yürümen için sana armağan ediyorum.
Tuana Bozdemir
https://pin.it/6TSk2H6IS