Favori Morum Deep Purple

Birikim, gelişimdir. Gelişim sağlıktır. Sağlıksa açıcıdır; serinleten bir gazoz ya da meraktan kıvrandıran bir sandığın kilidini de açabilir? Buradaki açıcının görev sözleşmesinde daha soyut açılımlar vardır. Tanımadığı birinin bile ufkunu açmak, günlerdir huzursuzluğunu çektiği bir şeyi gülerek konuşurken yaşadığı aydınlanma açılması veya milim milim biriktirdiklerini, cüzdanından çıkardığı hatıra fotoğrafları gibi önüne gelen herkese gösterdiği deneyimli anı açıcıları.

Eğer yine bizi bize anlatan bir konuyla devam edeceksek, konuyu daha açıcı bir hâle getirebilmek için var olan beş duyuyu yayalım; nasıl yıllar önceki bir koku, resim ya da yiyecek şimdilerde çok şeyi beraberinde getiriyorsa, uzaktan gelen bir uğultu, yakınlaştıkça kendi açıcısıyla birlikte gelir ya da o hep aynı duyu durağından hiçbir yere gitmeden dinlenilen her saniye menekşe kokusuyla her yeri lavanta tarlasına dönüştürür.

Birikim, adalettir, karşısındakini kırmayandır, “en” leri o kadar didaktik ve yerindedir ki ete kemiğe bürünseler acaba hangimiz “en” diye bir saniye kavgaya tutuşmazlar; tıpkı benim Favori Morum olan Deep Purple’a diğer enlerin buluşamayacağı gibi.

Derse giren bir öğrencinin, çıkışta dersin iyi geçip geçmediğini ya da öğretmenini sevip sevmediğinden başka bir kaygısı olmayan bir velinin ki gibi; dinlenilen müzik ne olursa olsun o dersin iyi geçmesi ya da dinlediğimiz öğretmenimizi tüm kalbimizle sevmekten geçer, dünyada sayısız sevilecek diğer öğretmenlerin varlığını bile bile.

Deep Purple’ı skaladaki en güzel mor yapan, yaptıkları onlarca şaheser şarkının yanında bu şarkılara, dinleyenin kendi hikâyelerini üretmesinden geçiyor. Şöyle düşünün; bir şarkıyı ya bir film sahnesinden bulmuş ya da şarkı tam bu filmlik diye siz yakıştırıyor olabilirsiniz; ki bu keşfetmenin onlarca dalının sadece biri için geçerlidir. (tek bir dal gibi görünen gizli iki dal) Oysa buradaki şarkıların hikâyesi, günümüzdeyken karşımızdaki olgun kişiden, dünyanın geçtiği evrelerin hangisine nasıl denk geldiğini anlatmasını istememize benzer. O dönemleri dinleyip nasıl yol aldığını, vasıta bulamadığını “her şeye rağmen”leri, “boş ver demek ki olması gerekiyormuş”ları, “yine de güzeldi”leri, tüm bu şarkılarda bulabiliriz.

Highway Star, Sahil Away’i tarihi bir filmde en ilk akla gelebilecek parçalar olmayabilir ama canlı performansının kaset kaydından kat kat güzel olduğu, Sometimes O Feel Like Screaming’i dinlediğimizde, geçmişte kraliyet senfonisiyle birlikte çalan ilk rock grubu olduğunu öğrenip bununla ilgili oldukça eğlenceli ya da zihinleri zorlayacak bir masalsılıkla yeni hikayeler üretebiliriz. Ağaç gibi  olan bu grubun, mor dallarını kesmeden en olgunlaşmış sihirli meyvelerini yiyip kopardığımız meyvenin yerine morun yepyeni bir favorisi olan kusursuz bir yabancı sadece isim benzerliği olan şeytanın gözü (Demon’s Eye) veya dumanı üstünde tüten bir sigara (Smoke on the  Water) görebilirsiniz. Dediğim gibi, etraftaki diğer ağaçları sevip “işte en güzeli bu, benim ağacım böyle olmalı”dan ziyade, o ağaca sahip olma düşüncesinin, zaman yolculuğunda jetlag olmadan sistematiğimize oturtup makineleşmeden (Machine Head), yarattığı morun en morunda ki besleyici zararsız yemişlerdir. Kendinden yıkanmış ilaç işlemez koyu mor diyarıdır…

Yazar: Deniz Uğur Çil

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.