Eski Bir Fotoğraf Karesi: Zaman En Son Neyi Götürür Bizden?

Bugün geçmişe ait bir fotoğraf ulaştı elime, benim de içinde bulunduğum bir fotoğraf karesi. Hemen incelemeden ters çevirdim, ne ile karşılaşmak istediğimi düşündüm bir müddet. O fotoğrafı düz çevirdiğimde ne ile karşılaşmak mutlu ederdi beni? O gün olan ne hala bende olsun isterdim, ya da neyi kaybetmiş olmayı? Fotoğrafı çevirdim, uzunca baktım kendime. Bugün o fotoğraftan ne kadar uzak olduğumu sorguladım kafamda. Yanımda yoktu çoğu insan o gün tüm içtenlikle bana sarılarak o pozu vermemize rağmen. Sonra fiziksel değişimim dikkatimi çekti. Saçlarım, kıyafetlerim, hatta ten rengim bile bir farklı geldi gözüme. Şaşırdım haliyle, 14 yıl önceki bana.

tanim-sonraDeğişim bizim için kaçınılmaz bir gerçek, elimdeki bu fotoğraf somut bir halde dururken karşımda bunu daha iyi idrak ettim doğrusu. Değiştiriyor yıllar bizi, bedenimizi, ruhumuzu, fikirlerimizi hatta gülüşümüzü bile. Daha içten gülmüşüm sanki bu karede, belki de çocuk gülüşümün getirdiği doğallık böyle düşünmeme sebep oluyor, kim bilir. Ama tek bir gerçek var o da artık birçok şeyin oradaki gibi olmadığı. Biz insanlar seviyoruz galiba değişmeyi, ama iyi ki de öyle. Aynı kalmak istemezdim zaten. Çünkü değişim benim için bir felsefe tıpkı birçok toplumda kabul gördüğü gibi. Japon kültürüne ait “Kaizen” felsefesini birçoğunuz duymuştur. Japoncada ‘Kai’ değişim, ‘Zen’ ise iyi olmak anlamına gelir. Yani daha iyiye değişim olarak da çevirebilmememiz mümkün. Bu öğretiye göre insan iyi yönde sürekli bir değişime uğramalı ve asla elinde olanı olduğu haliyle bırakmayıp geliştirmelidir. Japon sanayisinde ve teknolojisinde başarının anahtarı olarak varsayılan bu felsefi yaklaşım kişisel yaşamda da uygulama alanına sahiptir. İyi ki de öyledir bana kalırsa çünkü benim derdim zamanın değiştirdikleri ile değil de bizden aldıklarıyla ilgili. Çünkü bu elimdeki fotoğraf karesi bana çok samimi geliyor nedense bir anda, şu an aynı pozları yakalayamadığımızdan mıdır bilinmez. Keşke diyorum değişirken samimiyetimizi de yanımızda götürsek. Bu bir yolculuksa eğer, her durakta bizdekileri biraz daha kaybetmiş olarak durmasak ve tekrar çıkarken yeni bir yolculuğa daha da yabancılaşmasak bize. Bunu isterdim gerçekten. Çünkü samimiyetimizi kaybederken yanımızdan birileri de eksiliyor; belki biz yeni bize uygun bulmuyoruz onları ya da onlar yeni bize kendilerini uygun bulmuyorlar.

Mevsimler de değişiyor kendi döngülerine ihanet etmeden. Yaz tamamen terk ediyor bizleri şu günlerde. Kuzey yarım kürede hüzün hâkim. Sonbahar; başlangıçlarımızın son durağı… Sonbaharda dökülen yaprakları neye benzetiyoruz da sarmalıyor bu hüzün? Yine mi bir şeyler eksiliyor bizden diye. Eksilmeyi sevmiyoruz bizler sanırım, hep bütün olarak çıkmak istiyoruz istekle başladığımız yolculuklardan. Ama değişiyoruz çokça, eksiliyoruz, yarım kalıyoruz. Değişim güzeldir bence korkmayalım değişip dönüşmekten. Ama eksilmek cazip gelmiyor bana. Ve kaybetmek. Kaybetmeyelim bizdeki hiçbir özelliği, bizi biz yapanları. Ve kaybetmeyelim samimiyetimizi. Zira bugünlerde çokça ihtiyaç duyuyoruz ona. Son durağa geldiğimizde yanımızda olmasını isteyeceğimiz ilk şeyi ve eksikliğini en çok hissedeceğimiz şeyi en başta harcamayalım, yok etmeyelim.

Yakın zamanda zamanın en sevmediğim şeyi yine yaptığı ve elimizden aldıklarına olan özlemimle bitirmek istiyorum yazımı. Tarık AKAN… Saygıyla…

Yazık oldu yarınlara,

Avunurum anılarla,

Hani nerede ümitlerim,

Hepsi sanki bir rüya.  

‘İlhan İREM’

Sözlerime uzaktan da olsa destek olan bu şarkıyı da dinlemenizi tavsiye ederim.

YAZAR: Seda CAN

Seda Can

TPÖÇG Blog Yazarı | Bilkent Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.