Sanal Ortamda Kaybolan Ruh Sağlığı

Çoğumuz, sayısını dahi bilmediğimiz kadar sosyal medya hesabına ve gönderiye sahibiz. Genç yaşlı ayırt etmeksizin hepimiz iletişim araçlarıyla hayatımızı pek de umurumuzda olmayan insanlarla paylaşıyoruz ya da sadece belli birkaç kişi için paylaşım yapıyoruz. Kimimizin en büyük amacı daha çok beğeni almak, kimimizin kime olduğu belirsiz laf sokmalar peşinde. Aslında bizi çok daha mutlu edebilecek ve farklı tecrübeler yaşatabilecek aktiviteler varken (spor, okuma, yüz yüze sohbet etmek gibi) kanepede uzanıp ekran kaydırmayı, sanal gerçeklikle vakit öldürmeyi tercih ediyoruz. Gerçek yaşam ihtiyaçlarımızı burada sahte bir dünya kurarak karşılamaya çalışıyoruz. Beğenilmek ve takdir görmek, kendimizin diğer insanlardan daha iyi bir konumda olduğunu fark etmek ve fark ettirmek internetteki en temel amacımız denebilir.

İlk medya vasıtalarına göz atarsak 15. yüz yıl baskı makinelerine kadar gidebiliriz. Gazete, radyo, televizyon derken 1970’li yıllarda başlayan internet kullanımı 2000’li yıllarda sosyal medyayı doğurmasıyla yaygınlaşmıştır. Myspace ve Facebook’tan sonrasını zaten hepimiz biliyoruz.

İnsanlar kişisel hesaplarından en mutlu oldukları anları paylaşmakta, yeni aldıkları eşyaları sergilemekte, okudukları kitapla çektiği ve çektirdiği fotoğrafını bütün hesaplarına eklemekte. Ve bu gelişimi izleyenler başkalarının hep böyle sosyal, zengin, entelektüel olduğunu düşünmekte. (Halbuki o kitapların çoğu ellinci sayfaya kadar bile okunmuyor belki de) Hal böyle olunca mağdurumuz başkalarının çok daha başarılı ve mutlu olduğunu düşünerek kendini her şeyden geride kalmış, yaşanmaz bir hayatın içinde buluyor ve depresyonun ilk belirtileri içinde filizleniyor. Sosyal medyada geçirilen süre arttıkça depresyon düzeyinin de arttığı akademik araştırmalarla kanıtlanmış durumda. Başka bir konu, günlük paylaşımları ayyuka çıkan kişi beğeni, takipçi sayısını arttırmakla ömür geçiriyor, sürekli gündemde kalmayı amaç ediniyor ve alkışlarla yaşıyor. Bahsettiğimiz bu kişi de kendini narsizmin pençesine düşmek üzere buluyor. Sürekli beğenilmek, izlenmek, gündemde kalmak istiyor. Bu durum gerçek yaşamında böyle olmayınca önemsenmediği hissine kapılıyor, ruhi denge bozuluyor.

banksy

Bahsettiğimiz bu psikolojik rahatsızlıkların dışında sanal alem kıskançlık duygusunu da tetikliyor. Sosyal kıyaslama yaptığımız kişinin gittiği yer, yediği yemek, sahip olduğu arkadaşlar, kıyafetler vs. Bunların hepsi gün içinde kısa kısa kıskançlık nöbetlerine sebep olabiliyor.

Sanal alem sebebiyle gün içinde yaşadığımız duygular kıskançlıkla sınırlı değil. Bunun yanında kaygı da çok fazla yaşanan bir duygu. Dahil olduğu sosyal platformda olmadığı zaman genellikle insanlar çok önemli gelişmeleri, paylaşımları kaçırdığı kaygısı yaşıyor ve sürekli çevrimiçi olma çabasına giriyor. Bu çaba o anda yanındaki insanlarla iletişimini zedeleyebiliyor ve kişiyi gerçeklikten koparabiliyor. Ayrıca bir gönderi sonrası yaşanan stres de farklı bir boyut. “Acaba vermek istediğim mesaj anlaşılır mı, benimle dalga geçen olur mu, yazım hatası var mı, ya beklemediğim bir cevap alırsam?” gibi Yaşanan bu kaygı da gün içinde insanı yıpratan bir durum.

Bu söylediklerim sosyal medyanın bir lanet, sakınılması gereken bir düşman olduğu anlamına da gelmemeli tabi ki. Bunlardan uzak durmayı istemek araba kullanma demek kadar saçma olabilir. Araba kullanmak da bize bazı tehlikeleri getiriyor fakat denge sağlandığında problem ortadan kalkıyor. Sonuçta bu yazıyı da sizinle sosyal medya aracılığıyla paylaşıyorum. Her şeyi ölçüsünde ve tadında kullanmak, eğlenecek kadar vakit geçirip başka etkinliklere de vakit ayırıp çok yönlü olmak, yani dengeyi kurabilmek en doğrusu. Doğada yürüyüşe çıkmak, bir roman okumak, puzzle yapmak, belki amatörce resimle ilgilenmek sanallıktan kurtulup gerçek bir şeyler yapmak adına alternatif oluşturabilir. Sosyal medyayı da avantaja çevirebiliriz. Biz de sosyal medyayı hem arkadaşlarımızla iletişime devam etmek, hem gündemden haberdar olmak, hem de bilgi edinmek için kullanabiliriz.

YAZAR: Ayşe ŞAMLIOĞLU

Ayşe Şamlıoğlu

TPÖÇG Blog Yazarı | Arel Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.