‘Norm’al

“Pembe gömlek mi? Oğlum erkek adam pembe giyer mi?”

“Ne işin varmış senin gecenin bir vakti alkollü yerlerde?”

“Seyfi, oğlan kısmının mutfakta işi mi olurmuş? Çık şuradan, bak bütün mutfak düzeninin içine etmişsin yine.”

Kurduğum örnek cümlelerden ve koskoca başlıktan nelerden bahsedeceğimi az çok anladığınızı tahmin ediyorum. Evet, normlar. Günümüzde bizlere ve bizden önceki tüm nesillere etkilemiş normlar. Zaman zaman bize nefes aldırmayan normlar. Erken çocukluk döneminden beri yakamızı bırakmamış, yetişkinlikte de bırakmayacak olan normlar. Geçen zaman içerisinde etkisi azalmış olsa da asla bitmeyen normlar.

Önce norm kavramını biraz tanıyalım:

Norm: Çeşitli yerlerde nasıl davranılması, ne yapılması veya ne yapılmaması gerektiğine dair kalıp yargılardır. Örneğin: Yeni tanıştığınız iş arkadaşlarınızla akşam yemeğine çıktınız. Önce çorbanızı afiyetle içtiniz. (İçine ekmek doğramadan) Ana yemek çorbanızı takiben masanıza geliyor. Şansa bak, tavuk gelmiş. “Evet arkadaşlar, ben ellerimle dalıyorum o zaman” demiyorsunuz, sol elinizde çatal, sağ elinizde bıçak İngiliz asilzadeleri gibi devam ediyorsunuz yemeğe.

Bu olay normlara verebileceğimiz en basit örneklerden biri olmasına rağmen bize önemli bir şey gösteriyor; her norm olumsuz olmak zorunda değildir.

Normların Oluşumu ve Toplumdaki Yeri

Normlar yaşanılan zaman içerisinde toplumun ve çevrenin kültürüne göre oluşur ve değişir. Biraz daha açmak gerekirse toplumun dini inancı, dili, mensup olduğu ırk, bulunulan coğrafi bölgenin etkisi normları doğurur ve değiştirir. Eski Türklerden örnek verelim, göçebe hayata mensup olan Türk milleti, Uygurlar ile beraber yerleşik hayata geçmeye başlamıştır. Bunun sebebi değişen dünya düzeniyle beraber Türklerin bu düzenden etkilenmesi ve bu düzene ayak uydurmasıdır. Bu değişimle beraber Türkler sanatçılıkla uğraşmaya başlamış, örf ve adetlerinde önemli değişimler olmuş, sosyal yaşamları büyük oranda değişmiş, dolayısıyla normlar da ‘zamanla’ farklılaşmıştır. Yani artık ebeveynler çocuklarına “Sen bu heykeli yapıyorsun ama, biz altı ay sonra bu kışlaktan gittiğimizde bunu yıkmak zorunda kalacaksın, gel iki kılıç talimi yapalım da kendimize gelelim.” diyememeye başlamıştır. Bu örnekten rahatça görebileceğimiz gibi, kültürün normları doğrudan etkilediğini söyleyebiliriz.

Bundan ziyade insan hayat standardını yükseltmek için var olan normlar da vardır. Az önce ‘elle yemek yeme’ davranışını bir örnekte kullanmıştım, oradan devam edeyim. Bu normun çıkış sebebi, eski zamanlarda (kişisel hijyeni sağlamanın çok daha zor olduğu zamanlarda) ortalıkta tedavisi olmayan ve bulaşıcı birçok hastalığın kol gezmesi ve elle yediğimizde bu hastalığın bünyeye kolayca alınmasıdır.

dunce_cap

Normların Baskıya Dönüşmesi

Günümüzde var olan birçok norm neden üzerimizde baskı hissettiriyor, bunu biraz açalım. Globalleşen dünyanın (hep bu kavramı kullanmak istemişimdir) sonucu olarak, birçok kültürle iletişimi çok rahat sağlayabiliyoruz. Dünyanın öbür ucunda olan ülkelerdeki haberleri takip etmek artık çok kolay. Televizyonlarımızda, bilgisayarlarımızda yabancı dizileri zevkle takip ediyoruz. Yabancı yazarların kitaplarını okuyoruz. Sonuç olarak, kendi kültürümüzü, yabancı kültürlerle harmanlıyoruz, hem de hiçbir neslin yapmadığı kadar hızlı bir biçimde. Kültür değiştikçe normlar da yukarıda açıkladığım sebeplerden dolayı hızla değişiyor, bazılarının yıkılması ve yeni normların oluşması gerekiyor.

Mümkün olmayan bir şey var ki o da normların kısa vadede yıkılması. Kendi ebeveynlerimizi düşünelim, onların çocukluk ve gençliklerini. Çoğunun eğlenme biçimleri, konuştukları konular, giyinme tarzı, hitap tarzı vs. çok farklıydı. Dolayısıyla bizim çok hızlı bir şekilde değişen (özellikle 2000’li yıllardan sonra, internetin yaygınlaşmasıyla) yaşama bakış açımız ve hayat hakkındaki beklentilerimizi anlamakta güçlük çekmeleri kadar normal bir şey yok.

Değişimin bu kadar hızlı ve çeşitli olması beraberinde kuşak çatışmasının en ateşli halini evlerimize taşıyor. Hadi empatiyi biraz tersten yapalım, daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Benim yaş grubum olarak şimdiki 3-10 yaş arası çocuk grubunu inceleyelim. Dışarda bir yerde otururken bile en fazla beş yaşındaki bir çocuğun elinde tabletle oyun oynadığını hepimiz görmüşüzdür muhtemelen, en azından kendi adıma konuşmak gerekirse ben çok gördüm. Cep telefonu kullanma yaşı bizim çocukluğumuza oranla önemli derecede düşmüş durumda. Dışarıda bile elektronik aletlerle oynayan bir çocuğun evde onların başında ne kadar zaman geçirdiğini tahmin etmek çok da zor olmasa gerek. Bir de kendi çocukluğumu hatırlıyorum, eve girmezdim. Akşam yemeğine çağırıldığında bile eve gitmeyen asi çocuklardan biriydim ben de. On yaşımı geçeli daha sadece on yıl olmuşken ben şimdiki ekrana bağımlı çocukları anlayamıyorum ve onlar için endişeleniyorum, ebeveynlerinizin halini siz düşünün.

Bu karşılıklı anlaşılmama durumu baskıyı doğuruyor. Otorite olan taraf yetişkin kesim olduğu için onların beklentileri ve istekleri biraz daha ağır basıyor, dolayısıyla bazen kendimizi haksızlığa uğramış gibi hissedebiliyoruz. Yine de yaptığımız empatiyi göz önüne alarak, karşı tarafı anlamaya çalışırsak yapıcı çözümler üretebiliriz.

Normlara ve Baskılara Ölüm

Başta örnek verdiğim cümlelere de bir göz atarsak, zaman zaman gerçekten hiç anlayamadığımız normlarla karşılaştığımızı ve bunların üzerimizde baskı oluşturduğunu rahatlıkla görebiliriz. Pembe gömlek giymesine izin verilmeyen A kişisi kendine en çok o rengin yakıştığını düşünüyor olabilir. Gece vakti gayet güvenli olan ve aynı zamanda alkol siparişi verebildiğimiz güzel yerler olduğunu bilmeyenleri saymakla bitmez. Hatta ve hatta sırf “Erkek adamın mutfakla işi olmaz” metası yüzünden kaç tane Seyfi’nin harcandığını düşünmek bile insanı üzüyor. Uzun lafın kısası bunlara benzer sayısız norm günlük hayatımızda karşımıza baskı unsuru olarak çıkıyor. Peki bunlarla mücadele etmenin bir yolu yok mu?

Yazı boyunca bahsettiğim gibi, normlar zamanla değişir. Bu baskıya dönüşen ve insanlar tarafından uygulanan ‘norm’alleştirme çalışmasını kısa sürede önlemenin herhangi bir yolu –üzülerek belirtiyorum ki- yok ama en azından en çok ebeveynlerle yaşanan kuşak çatışmasını yumuşatmanın püf noktalarını söyleyebilirim.

uzlasma

 

Uzlaşma

Yasak ve harçlık kesintisiyle kişinin gitmek istediği tüm eğlence mekanları zapt edilmiş, bütün gece odasına girilmiş, bütün arkadaşları dağıtılmış ve evin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Uzun vadede bu gibi durumları yumuşatmaya yönelik püf noktalar:

 

 

-Sakin olun.

Kızmak ve bağırmak size ve ebeveynlerinize hiçbir şey kazandırmaz. Aksine kendinizi yormuş, ebeveynlerinizi gereksiz yere daha çok üzmüş olursunuz.

-Onları anlayın.

Yukarıda yaptığımız empatiyi ve böyle davranmalarının sebebini aklınıza getirin. Bu adım çözümü getiren önemli adımlardan biri olacaktır.

-Birey olduğunuzu onlara hissettirin.

Ebeveynlerinizin düşüncelerini değiştiremeyeceğinize göre, size saygı duymalarını sağlamalısınız, üstelik bu düşündüğünüz kadar zor değil. Mesela bir akşam yemeğinden sonra bulaşıkları kendi isteğinizle yıkayabilirsiniz. Kışın evden çıkarken ailenizin bile laf edemeyeceği bir şekilde kalın giyinebilirsiniz. Kendi eğitiminiz için yatırımlar yapabilirsiniz. Kendi cep harçlığınızdan bir kongreye onlara göstere göstere katılabilirsiniz. Yaz boyunca çalışıp kendinize telefon alabilirsiniz. Bunlar basit eylemler gibi görünse de temelinde önemli bir mesaj taşır, “Ben de bir bireyim.” Size duyulan güven ve saygı arttıkça kendi yaşamınızı kendiniz yönlendirmeniz de kolaylaşır.

Bunlar bizim yaşamımıza etkisi olacak püf noktalar. Daha önemli bir sorumluluğumuz var ki o da bizden sonrakilerin yaşamını etkileyecek baskıları ortadan kaldırmaktır. Bunun için kendimizi sağlam yetiştirmemiz, açık fikirli olmamız gerekmekte. Globalleşen dünyanın (evet bir daha yaptım) daha ortak bir kültüre sahip olacağı bizim yetişkinlik çağımızda, çocuklarımızı ve çevremizi bu baskıya maruz bırakmamak, onların beklentilerine saygı duymak, şu anki zaman zaman ‘haksızlığa uğradığını düşünen’ halimize bir borcumuzdur.

YAZAR:Berkay ÇAKMAK

Berkay Çakmak

TPÖÇG Blog Yazarı | Başkent Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

‘Norm’al” için bir yorum

  • 6 Ekim 2016 tarihinde, saat 13:43
    Permalink

    okuduğum en keyifli ve doğru mesajları veren yazı idi.. Klavyenize ve emeğinize sağlık. Teşekkürler.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir