Dönüş

“Öyle anlar gelir ki, istemeden geldiğimiz bu dünyada, yine istemeden gidecek olmamıza rağmen yürümeye devam ederiz; gerçekten istediğimiz için mi, yoksa hayatın bize sundukları karşısında gidecek başka bir yönümüz olmadığı için mi?”

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakikadır.)       

Gün aymasına rağmen, kapkaranlık bir gökyüzüne bakıyorum. Adımları telaşlı, yüzleri buruk, gözleri dolu dolu, sanki yeryüzünde yürür gibi hissetmeyen bir sürü insan geçiyor önümden. Yağmur bir metrekareye yüzlerce iz bırakıyor kendinden. Hava buz gibi; koşmak istiyorsun, en çok da kaçmak ama kendinden mi yoksa havadan mı belirsiz. Kaçamazsın, ne kendinden ne de hayatın sana sunduklarından… Aksine istemediğin ama kendini bir o kadar da alıkoyamadığın düşünceler silsilesi bulur seni. Bir an durur gibi hissedersin zaman; mazinin perdesini aralamak, geriye dönüp tekrar ve tekrar zihninde o anları canlandırmak korkarak ama özlem duyarak. Dalıp gidersin hatıraların en derinlerine, soyutlanırsın, ruhun eski benliğine doğru yolculuğa çıkmış gibi sonsuz bir sonsuzluğun peşinde sürüklenirsin.

Tam o anda, uzun bir yolda olduğun gelir aklına; biraz heyecanlı, biraz yorgun, biraz meraklı, belki biraz buruk ama en çok büyümüş hissedersin. Ah büyümek, ne sancılısın öyle! Çocukken her an 18 olmayı beklediğimiz anları hatırlayıp tebessüm etmek. Büyümek özgürlük gibi gelirdi o zamanlar, özgürlüğü bile tanımlayamadığımız o masum yaşlarda. Bilmezdik aldığımız her yeni yaşta yeni bir sorumluluğun, yeni bir yükün bize merhaba diyeceğini. Öyle anlar gelir ki, istemeden geldiğimiz bu dünyada, yine istemeden gidecek olmamıza rağmen yürümeye devam ederiz; gerçekten istediğimiz için mi, yoksa hayatın bize sundukları karşısında gidecek başka bir yönümüz olmadığı için mi? Gideceğimiz yönü “Ne belirler ki?” ya da doğru soru “Kim belirler?” mi olacaktı?

Bir boşluk var, kalbim ve zihnim arasında; olduğum şeyle, olmak istediğim şey arasında; hayal ettiklerimle, hayatın bana sundukları arasında. Friedrich Nietzsche’nin, “Senden başka hiç kimsenin gidemeyeceği bir tek yol vardır. Bu yol seni nereye mi götürür? Sorma, sadece yürü.” sözü insanların hayattaki mücadelelerine yönelik kaygı ve korkularının yanı sıra, attıkları her adımın ne kadar kendilerine özgü olduğunu hatırlatmıştır hep bana. Çünkü yolun sonunu düşünmeden, yolda olabilmek mümkün değilmiş gibi gelirdi. Düştüğüm, takıldığım, zorlandığım, hatta bazı anlar sanki hiç geçmeyecekmiş gibi düşündüğüm şeyleri, geride bırakmamın imkânsız gibi geldiği o anlarda özellikle. Niceliksel olarak artan rakamların, insan ruhunu da olgunlaştırdığı yanılgısı içerisindeyken, nitelik açısından bunun büyüme olarak algılanmaması gerektiğini anlayana kadar.

Büyümek ne geçmişi geride bırakmaktır, ne de özgür olmaktır. Hayat, tüm olağan akışını korurken, yaşanılan aynı anılara karşı aynadaki farklı bir suretin yansımasını görebilmektir. Uyandığın her yeni sabahta, çıktığın her yeni yolda, aldığın her yeni kararda, sonunu düşünmeden sağlam basabilmektir yere. Bazen tereddütle attığın adımı devam ettirebilmektir. Kendine kaldığın her günün gecesinde, hayallere dalıp umut edebilmektir. Her şeyin farkında olup sustuğun anlarda bile, kendine avazın çıktığı kadar konuşabilme yetisidir. En çok da herkese sırtını döndüğünde bile, kendine kocaman kucak açmaktır.

Yoldaki her engele, her zorluğa inat değil; bunları fırsat bilip yoldakilerle birlikte yolun sonunu düşünmeden, benliğinin yeni bir parçasıyla tanışmak ve ahenk içerisinde kendini bırakabilmektir. Bitiş çizgisine geldiğinde dönüşmek değildir mesele, her sonun yeni bir hikâyeye bağlanacağının bilincinde kendine dönebilmektir.

Yağmurun doluyla karışması ve pencereme sert bir şekilde çarpmasıyla irkildim ve kendime geldim. “Bak, gördün mü?” dedim kendi kendime, yine bir yazının sonu gelmiş bile. “Ama bu bir son değil.” diyerek düzelttim kendimi, hatta okuyan herkes için belki de yeni bir başlangıç. Tam bu sırada, Leo Tolstoy fısıldadı kulağıma: “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar. Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.”.

Yazar: İpek Salman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.