Dolce Far Niente = Yaz

"Denizden çıkarken yandan geçen küçük bir kızın “Abla çok güzelsin.” deyişi gibi, hayat küçük anlarla kendini yeniden sevdiriyor."

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)

Yaz mevsimini hep bir duraklama gibi görüyorum. Hayatın hızlandığı, takvimin dolup taştığı, iç sesimin bile bastırıldığı dönemlerin ardından gelen bu mevsim, sanki evrenin bana verdiği kısa bir izin kağıdı gibi. Biraz dur, soluklan, düşün, nefes al… Kendine dön…

Deniz kenarında, kulaklığımda sevdiğim bir şarkı çalarken dalgaların kıyıya vuruşunu izliyorum. Rüzgâr saçlarımı dağıtıyor, tuz tenime yapışıyor ve içimde tarif edemediğim bir dinginlik var. O an hiçbir şey başarmam gerekmiyor, verimli olmam da gerekmiyor. Kendimi hatırlamam yeterli.

Sabah erken saatlerde uyanabilmişsem serinlik henüz çekilmemişken yürüyüşe çıkıyorum. Şehir adeta en yalın haliyle kendini bana sunuyor: Akşam canlı geçen sokaklarda kırılmış içki şişeleri, sahilde uyuyan tatlı bir çift, deniz çarşaf gibiyken yüzmeye gelen yazlıkçı teyzeler, sabah koşusundakiler, güne erken başlayan turistler… Hepsi birbiriyle müthiş ve enteresan bir uyum içinde. Ben her yaz olduğu gibi bu yaz da sabah yürüyüşlerime devam ediyorum ve sanki her adımda yeni biri oluyorum.

Geçen yazki halimi düşünüyorum mesela. Küçük kaygılarla büyüttüğüm büyük meselelerin nasıl da tahmin edemeyeceğim kadar güzellik ve kolaylıkla çözüme kavuştuğu geliyor aklıma, şimdi dönüp bakınca gülümsüyorum. Ne çok şey değişmiş ne çok şey içimde yoluna girmiş…

Fark ediyorum ki yaz sadece dinlenmek değil aslında, bazen de saatlerce kendime dönüp düşündüğüm bir inziva. Yeni akademik yılı, yapmak istediklerimi, olmak istediğim kişiyi… Hepsini düşünüp planlar yapıyorum, hayaller kuruyorum ama bazen de hiçbir şey yapmıyorum. Önceleri canımı sıkan, boşlukta gibi hissettiren bu durumla yakın zamanda barıştım. Öğrendim ki o boşluk da benim bir parçam ve bu şekilde de keyif alabilirim hayattan. İtalyanlar “dolce far niente” diyor buna: hiçbir şey yapmamanın getirdiği mutluluk.

Ege ve Akdeniz’in tuzlu denizlerinde bu mutluluğa karışıyorum, tüm düşüncelerim soyunup kenara bırakıyor kendini. Yuttuğum her tuzlu su genzimi yaksa da zihnimdeki bulanıklığı da temizliyor, her kulaçla biraz daha hafifliyorum. Denizden çıkarken yandan geçen küçük bir kızın “Abla çok güzelsin.” deyişi gibi, hayat küçük anlarla kendini yeniden sevdiriyor. 

Tekneler açık denize doğru süzülürken ben de bir yerlere doğru süzülüyorum sanki. Görünmeyen, tanımlanmamış ama hissettiğim bir yere… Belki daha olgun bir halime, belki daha huzurlu bir geleceğe… Belki de sadece şu ana, olduğum yere -ki bu da çoğu zaman yeterli-. 

Yaz, benim için bir hazırlık değil, bir şifa da değil tam olarak. Yaz, sadece bir “olma” hali; zorunluluklardan sıyrılmış, beklentisiz bir aynaya bakma anı. Ne yapmam gerektiğini değil, kim olduğumu fark ettiğim, fark ettikçe sevdiğim bir süreç.

Sana da kendinin çok seveceğin bir versiyonuyla tanıştığın, bolca eğlendiğin ve dinlendiğin muhteşem bir yaz diliyorum Sevgili Okur’um… 

Bir yaz klasiği olarak da şu şarkıyı armağan ediyorum sizlere: Yalın- Yeniden 

İrem Şentürk

https://pin.it/26HO5m0F6

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.