Denize Dokunuş

Şimdi sıra kendimi tanıtmakta. Ben deniz “Denizde bir Damla”. Aslında hiç yok olmamış belki de hiç var olmamış…

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakikadır.)

Susuzluğun verdiği boğazdaki o his bazen daha farklı anlarda da oluşuyor sanki. Ağızdaki kuruluk ve boğazımdan gelen karşı konulmaz istek… Yutkunuyorum ve gözlerimi birden geçmişe açıyorum. Tekrar başladığım o geceye dönüyor ruhum. Hatta belki de bedenim de… Hiç var olmayan bedenim, küçük parçalardan oluşan ama bakınca bir bütün olarak gözüken bedenim. Ordayım o küçük balkondayım, yıldızları buluyorum gökyüzünde. Deniz… Issız… Karanlık… Korkutucu yine de huzurlu. Ama bu sefer farklı bir şey var. Göğsümde sayıklanan bir satır: “Yıldızlara sarıl, güneşte yıkan.” Biliyorum yıldızlara sarılmayı ama güneşte yıkanmak… Şimdi çok yabancı bana. Kayboluyorum zihnimde yine, bir açılmaz pencereden bakıyorum sanki. Gözbebeklerim büyüyor, neden ki? 

Ay ile yüz yüze geldim yine. Utanmadım baktım yüzüne ama bu sefer o bana bakamadı gibi sanki. Yine de hissettim bunu. Huzurun verdiği bu koku… Lavanta kadar sakinleştiren, papatya kadar masum, gül kadar anlamlı ve tutkulu, mor salkımlar gibi büyüleyici, sardunyalar kadar sade fakat orkideler kadar da gösterişli. Manolya gibi şiirsel, karanfiller gibi vazgeçilmez, sümbüller gibi yoğun, lale gibi saf ve temiz bu koku… Sevgiliye yazdığım mektup hatırımda: “Şimdi sanıyorum son durağa geldim. “ Oysaki ilk durağın ilk yolculuğu bu yolculuk.  Issız İstanbul sokaklarında siyahlara bürünmüş bir kadın. Yürüyor öylece. Nereye gittiğini sordum, Bodruma dedi, yürüyerek mi? 

Kumsaldayım… Bu sessizliği bozan da kim? Kayalara vuran bu hırçın öfke niye? Beyaz bir gömlek vardı yerde, kaçacak yer bulamayıp buraya savrulmuş gibiydi. Ben aldım. Taktım belime etek yaptım, küçük kız çocukları gibi. Kumsaldayım… Dalgalar bile cüret edemiyor bu sessizliği bozmaya. Seyrettim uzun uzun ve bir şey hissettim boğazımda. Susamışım gibi. Suya karşı öylesine bir istek miydi sadece yoksa suya olan ihtiyaç mıydı? Bilmiyorum, bilemiyorum. 

Kendimi buluyorum, tanışıyorum yeniden. Bu versiyonlarımdan bir tanesi sadece. Herkesin anlamayacağı bir yazı ve herkesin tanıyamayacağı bir ben. Uykumu bölüyor bu sakinlik, dinginlik. Oysa rüyalarımda hep son ses bir müzik. Ve yine kayboldum ikilemler arasında ama bu sefer tek bir farkla. Artık kaybolsam da tanıdık geliyor her yer. Evet, tanıyorum bu evleri, sokakları ve renkleri. 

Bu sabah bir kuru gül attım çöpe. Son durağı geçtim az önce. Bir adım daha yaklaştım ilk durağa artık. Neydi ki yolculuk, neydi amacı? Elimde bir çanta ve de bir mumla. Dağlar, tepeler, yollar aştım. Daha yolun başındayım. Biliyorum.  

Şimdi sıra kendimi tanıtmakta. Ben deniz “Denizde bir Damla”. Aslında hiç yok olmamış belki de hiç var olmamış…

Yazar: Damla Damar

Görsel Kaynak: https://pin.it/2tf6zKI 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.