Dağınık Düzen

Sizi siz yapan değerleri sunmak zorunda kalırsınız. Olmadığınız birisini, yansıtmaktan çekineceğiniz bir ortama davet edildiğinizi anlarsınız.

(Bu yazının okunması yaklaşık 4 dakika sürmektedir.)

Ne kadar da dağınık bir masa. Bilgisayarımı bile doğru düzgün konumlandıramıyorum. Bu görüntünün garip yanı, eğreti olmaması. Turuncu renkli sandalye minderi, sarıldığı ahşap renkte hoş duruyor. Krem rengi masanın üzerinde yer alan yeşil renkli cam maden suyu şişesi de ilginç değil. Masanın bir köşesinde duran dün akşam yemeğinden kalan tabaklar, bulaşık makinesine gitmeyi bekliyorlar. Bir de tütsüsü olmayan tütsülük gözüme ilişiyor. Keşke vanilya kokulu tütsü olsaydı diye iç geçiriyorum.

Kahverengi parkeler öylesine tozlanmış ki, yer yer siyah toz yumakları görüyorum. Geçen haftalarda yere dökülen filtre kahve öylece zeminde kurumuş. Kahve bardağı da bu koca lekenin hemen yanında duruyor. Sanki, kahve bardağı yaptığından pişmanmış da, öylece olan bitene bakıyor.

Bu evin dinamiği de böyle diye düşünüyorum. Temizlik yapılmaz, yapılan temizlik de ayda yılda bir gerçekleşir. Ama buradaki düzen de öyle her yerde bulunabilecek bir düzen değildir. Bu ev halkının büyük emeğiyle oluşmuş bu düzene dahil olmak da zaman ister. Sahip oldukları bu düzen hakkında, kimsenin konuşmasına da izin vermezler.

Genelde karanlıktır bu ev, güneşi unutturur insana. Binalar arasında sıkışıp kaldığından, güneş alan bir cephesi yoktur. Ama o samimiyet, insanın içini okşar. Ilık bir enerji, ensenizden tüm vücudunuza yayılır. Kapıdan içeriye girdiğinizde güvenli alanınızla kucaklaşırsınız. Sizi siz yapan değerleri sunmak zorunda kalırsınız. Olmadığınız birisini, yansıtmaktan çekineceğiniz bir ortama davet edildiğinizi anlarsınız. Yaşadığınız deneyimler bu sınırlar içerisinde pek değerlidir. 

Aslında bu daire, ne büyük sayılır ne de küçük. Maviden bozma yeşile dönük o ruhsuz duvar rengine bile alışırsınız. Kaç geceye şahitlik etmiştir bu ev, gören duyan olmamıştır. Meraklı gözlerin odağı olmuştur burası. Komşuların kendi arasında dedikodu yaptığı, o ev… Ne periler var ne cinler. Öyle de meraklanmayın ya komşular! Adına hikayeler yazılacak bir ev de değil. Gördüğüm kadarıyla perdeler genelde açıktır. Pencereler de alışmıştır güneşsiz kalmaya. 

Bir de balkonu yok, çamaşırlar hep içeride kurur… Oturma odasının tam ortasına kurulu tel çamaşırlık hiç yerinden oynamaz. Duyduklarım, görmediklerim kadar normalleşti bir süre sonra. 

O tekelleşmenin sonucu eğri büğrü yapılmış, zamanında çok değerli olan bu yapılar şimdi eski bir kolonun içerisinde sıkışmışlar… Bu ev de onca hikayeden sadece birini bizlere anlatır olmuş. Şimdinin eskisi, geçmişin modası geleceğin retrosu olur anlaşılan. 

Bana sağladığı bu ilham için bu loş ortama içten içe minnettarlığımı sunuyorum. Saatin iyice ilerlediğini fark ediyorum ve acıktığımı duyuyorum. Midemden gelen türlü sesler, mutfağa koşmam için bana bağırıyor. Bugünlük bu kadar diye anlayış gösteriyorum kendime.

Yazar: Samet Can Avcu

Görsel Kaynağı: Sahibi Benim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.