Çiçeksizlik Çağı

''Ben çiçeksizlikten yakınırım, sen ise çiçeğin yerine eksikliğini hissettiğin her ne varsa onu koyar düşünürsün beni dinlerken.''

Kelimeleri sıraya dizerkenki heyecanım fazla sessiz. Bir bebeği uyutmak için söylenen ninnideki tınıya benziyor sanki. Bir sahil kenarı, durgun bir deniz, sıcak bir çay bütün meseleyi enine boyuna düşünüp halletmem için yeterli gibi geliyor bazen. İlhamın anda mı yoksa insanda mı saklı olduğunu bilemiyorum. Caddedeki çiçekçi beliriyor zihnimde. Hep çok imreniyorum o kadına. Önüne tüm güzellikleri almış arkasında bekliyor ekmeğini… Bu kadar güzelliğin arkasına geçemedim hiçbir zaman. Sesler duyuyorum . Konuşmadan yapılan görüntüler… Yine İstanbul’a karşı pek bir kalabalık zihnim. Sahil kenarında oturmuş, denizi izlerken balkon demirlerinin arkasından kadrajıma aldığım İstanbul geliyor gözümün önüne. Yeni asılan çamaşırların kokusuyla, sokakta oynayan çocuk sesleriyle, sebebini bilmediğim bir heyecanla vaktimi geçirdiğim o küçük kare balkon… Bir evi hane yapan balkondaki saksılarına, önündeki bahçeye ve mutfak penceresinin mermerindeki kovalara ekilen çiçeklerdir bence. Bir evin içinde yaşayan kimse kalmadığını, boş saksılarından, çiçeksiz bahçelerinden anlayabiliyorum ben. Çiçek metaforu insanın derin düşüncelere geçebilmesi için yeterli. Edebiyat, hoş sohbetler, çiçekler bunlar güzel şeyler. İnsanın eksikliğinin adını koyabilmesinde yardımcı oluyorlar. (Metnin bu noktasında modunuza göre Demet Sağıroğlu’ndan Papatya Falları’nı dinlemeye başlayabilirsiniz.)

Kendimi bildim bileli hiçbir çiçekçiyi tıkabasa dolu gördüğümü hatırlamıyorum. İnsanlar aç karınlarını doyurmayı bildikleri gibi aç sevgilerini doyurmayı bilmiyorlar. Belki şimdi aç sevgiyi duyurmak çok saçma gelecek size. Sevgiyi çiçekle duyuramayız da diyebilirsiniz, haklısınız. Ama benim düşüncem sevgiye çıkan basamakların çiçeklerle örülü olduğu doğrultusunda. Bu yüzden de ne acıdır ki içinde bulunduğumuz bu çiçeksizlik çağında insanların kötü olduğuna çokta şaşırmamalı. İnsanların bir başkasına olan tavrı kadar çiçeklere olan tavrı da dikkatimizi çekmeli. Mesela yolda yürürken karşılaştığı çiçeğe imrenen bir insanla onun üstüne basıp geçen insan bir değil, olmamalı. Hayatı boyunca hiçbir çiçeği beğenmemiş, hiçbirini koklamamış, bir kez bile olsun çiçek almamış bir insan nasıl olur da çiçeklere saygı duyan, onları seven insanla bir olabilir? 

Aç ve susuz kalmış bir insan birkaç gün yaşayabilir, oysa sevgisiz… Sevgiye aç kalmış bir insan senelerce yaşayabilir ama ne kadar tam yaşayabilir, ne kadar hayattan keyif alabilir bilmiyorum. Çiçekten buralara nasıl geldik diyebilirsiniz ama zaten bir insanı derin düşüncelere götüren kısa bir cümle, kısa bir şarkı bazen de büyük metaforlar değil midir? Ben çiçeksizlikten yakınırım, sen ise çiçeğin yerine eksikliğini hissettiğin her ne varsa onu koyar düşünürsün beni dinlerken. Eksikliği bilmek, eksik olanı bulabilmek insana tamamlanmasında yardımcı olur. Tam olmak, doymak, aç kalmamak bütün bunlar sadece gözle görülebilen şeylerle ilgili değildir. Bazen gördüğünü zannettiğin bir çiçek sana ne kadar aç olduğunu hissettirebilir. Her neyse eksik olan; var gücünüzle tam olmaya, doyabilmeye çalışın. Zira aç kimseler hayatın tadını bilemeyenlerdir.

Yazar: Amine Nadide Ergün

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.