Hayatımın Romanı

''Tek ihtiyacı yazmaktı. Yazmak ona hayat veren şeydi. Ciğerlerini saman kâğıt kokusu doldurmalı, damarlarında mürekkep akmalıydı. ''

(Bu yazının okunması yaklaşık 4 dakika sürmektedir.)

Berrin, penceresinin kenarındaki küçük çalışma masasında harıl harıl yazmakla meşguldü. Vanilyalı mumlar ve minyatür tanrıça büstleriyle donattığı ve adeta kendi küçük mabedine dönüştürdüğü maun masasını, ilham aramaya çıktığı günlerden birinde rastladığı antikacıdan almıştı. Şimdiyse pencerenin kenarında, güneşin yavaş yavaş battığı akşamüzerinde her şey hikayesini yazmak için mükemmeldi. Doğru yer, doğru zaman ve doğru yazar… Son bir haftadır yazdıkları akıl almaz derecede kötüydü. Ve sebebini çok iyi biliyordu. Bu apartmanda yaşayan herkes önceki eserlerini okumuştu. Ve hepsi de ne kadar iyi olduğunu biliyordu. Kıskanmamaları elde değildi, bunun farkındaydı ama sabote etmek! Taşındığı günden buna hazırdı aslında. Sonuçta buraya taşınma sebebi de romanını önceki komşusundan korumaktı. Neyse ki o problemi, hukuki işlem başlatmaya gerek kalmadan çözebilmişti. Ama aynı tantananın tekrar yaşanmasına izin veremezdi. Bu seferki, son beş yıldır yazdığı en iyi romandı ve bitmesine çok az kalmıştı. Kimse engel olmadan rahatça bitirmek istiyordu. Eskisinden daha ücra olduğuna inandığı bu yeni muhitte tanınmamayı ummuştu ama popüler bir yazardı işte. Şöhretin iyi yanları kadar kötü yanları da vardı. Ama Berrin sükûnet içerisinde yazabileceği bir ortam oluşturmayı başarmıştı. Apartmanda ondan başka kimsenin olmadığı bir anı yakalamıştı sonunda. Üst katındaki üniversite öğrencisi yarı zamanlı işindeydi, alt kattaki aile akşam yemeğine dostlarına ziyarete gitmişti, girişte oturan yaşlı teyze ise hafta sonunu oğlunun evinde geçirecekti. En çok bir alt katta oturan kadından şüpheleniyordu. Çoğunlukla evde olmasının yanı sıra yaptığı kek, kurabiye ne varsa Berrin’e de getirip duruyordu. Berrin, kadının kendisinin bir hayranı olduğunu düşünse de artık fazla olmaya başlamıştı. Bir önceki gün evine gelmiş ve çay içmek istemişti. Üstelik çalışma masasına da iltifat etmişti. Tam da bu iltifat onu ele vermişti işte. “Yazmak için ne rahat ve şirin bir masa, yalnızca başında oturmak bile size ilham veriyor olmalı.” demişti. Berrin o anda kadının bir “ilham hırsızı” olduğunu anlamıştı. Fikirlerini çalmaya çalışanlara böyle derdi. Kadın konuşmaya devam ederken ertesi akşam ailecek yakın bir dostuna akşam yemeğine gideceklerini ağzından kaçırmıştı. Ve romanını bitirmek için Berrin’in haftalardır beklediği fırsat doğmuştu. 

Tam da o akşam, hafif aralık pencereden ılık esintinin sızdığı sakin cuma akşamı, romanının son bölümü için harika bir fikir gelmişti aklına. Ve yazmaya koyulmuştu. Nefes bile almıyor gibiydi. Ama ihtiyacı olmadığına inanıyordu zaten. Tek ihtiyacı yazmaktı. Yazmak ona hayat veren şeydi. Ciğerlerini saman kâğıt kokusu doldurmalı, damarlarında mürekkep akmalıydı. Romanıyla bir bütündü o. Ve hiçbir şey bundan daha mutlu ve hayatta hissetmesini sağlayamazdı. Hayatının romanını yazıyordu.

Bir anda kapı çalındı. Umursamadı. Dikkatini dağıtmalarına izin vermeyecekti. Kapı çalınmaya devam etti. İki kez, üç kez, dördüncü kez. Oralı olmadı ve yazmaya devam etti. “Berrin Bilir, içeride olduğunuzu biliyoruz. Lütfen zorluk çıkarmayın ve kapıyı açın”. Boş apartmanda yankılanan ses onu korkutmuştu. Bir anda durdu, zihni bomboştu. Odağını tamamen kaybetmişti. Yavaşça ayağa kalkmaya çalışırken fark etmeden boş kahve fincanını yere düşürdü. Porselen fincanın kırılırken yaptığı gürültüyü duydu. Onu da kapısının zorla açılmasıyla oluşan gürültü takip etti. Neler olduğunu anlamıyordu. Evine bir anda dalan bu insanlar kimdi ve ne cüretle yazarken onu rahatsız ederlerdi. Kollarından tuttuklarında polis olduklarını anladı. Şimdi anlamıştı işte. Polisleri alt komşusu çağırmış olmalıydı. Bu bir tuzaktı. Yazmasını engellemek ve romanını çalabilmek için. Direndi, çırpınmaya ve çığlık atmaya başladı. Onu tutan adamlardan birini ısırdı. Sakinleşmesini söylüyorlardı. Ve eski komşusuyla ilgili bazı zırvalar… Yoksa o muydu? Evini değiştirmişti ama yine de Berrin’i takip ettirmişti. “Sizi o gönderdi! Onu mahkemeye verebilirdim ama yapmadım! Hırsızlığını bağışladım ama o doymadı! O pis fare, hep benim etrafımda dolaştı ve romanımı çalmaya çalıştı, neler olduğunu bilmiyorsunuz! Dinleyin beni!”.

İçlerinden biri onu bırakmaları için işaret verdi. Berrin sakinleşti ve yere oturdu. Hafifçe ağlamaya başladı. “Beni kıskanıyorlar. Burada bile. Nereye gitsem etrafımdalar. Tıpkı eski komşum gibi. O da bir türlü benden uzaklaşamayan bir hayrandı. Böyle yapıyorlar işte. Güzel bir iş ortaya koyuyorsun, önce beğeniyorlar. Sonra kendileri de üretmek istiyorlar. Ama herkes benim gibi değil. Ben özelim ve yetenekliyim. Onlar sıradan ve beceriksiz olduklarını anladıkları anda en büyük düşmanına dönüşüyorlar. Dün imzanı isterlerken bir bakıyorsun bugün romanını çalıyorlar. Anlıyor musunuz? Hiçbir yere kaçamam.”. Burnunu çekti, derin bir nefes aldı. Saman kâğıdın sakinleştirici kokusunu içine çekti. Onu bırakmalarını söyleyen adam karşısına oturdu. “Berrin Hanım, zor olduğunu biliyorum. Yaşadıklarınızı anlayamam ama siz beni anlamak zorundasın. Bizi eski komşun yollamadı. Yollayamaz da zaten çünkü o öldü. Ve bunu biliyorsunuz. Eski evinize taşınan aile, bahçeye havuz yaptırmak için kazdırdıklarında cesetle karşılaşmışlar. Adli tıbba göre ölüm tarihi sizin taşınma tarihinizden iki gün önce. Bunun bir tesadüf olmadığını biliyorsunuz zaten değil mi?”. Adamlardan biri çalışma masasının çekmecelerini karıştırıyordu. Berrin sesleri duyunca yine çileden çıkmıştı, “Dokunma ona iğrenç herif!”. Yine koluna girdiler, hareket etmesini engellemeye çalıştılar. Çekmecesini karıştıran adam elinde kırık bir tükenmez kalemle yanlarına geldi. Kalemi Berrin’le konuşan adama verdi. Kafası karışmıştı. Ne yapmaya çalışıyordu bu insanlar. Sahi niye saklamıştı o kalemi? “Bu kalemin neden kırık olduğunun farkındasın değil mi? Diğer yarısını eski komşunun boynunda bırakmışsın.”. Adam sustu. Berrin’in yüzüne bakıyordu. O ise kaleme. “Anlamıyorsunuz…” dedi. “… kırık bir kalemle yazamam ki…”.

Yazar: Göksu Keskin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.