(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)
Sonbahara veda ediyordu usulca. Kışın soğuk ve ıssız tarafına alışabileceğinden ise bir hayli tedirgindi. Oysa sonbahar onun dünyasında bir nevi yenilenme gibiydi. Yaprakların kendini yeni başlangıçlar için salıvermesi kadar hüzünlü hissediyordu.
Dökülen yapraklar ağacın evi olduğundan neredeyse emindi. Evini göz göre göre bırakmak da cesaret isterdi.
Her cesaret pamuklara sarılı bir hissiyat vermiyormuş demek ki. Gökyüzünün bile bazen maviliklere sırtını dönmeye, grinin karanlığında kalmaya ihtiyacı varmış. Zaman hislerin ağırlığına göre aksaydı mevsimlerin gidişine dur deme şansımız olurdu.
Sonbahar artık yoktu; geriye dökülen yapraklar ve çetin geçeceğini içten içe bildiği bir kış kaldı. Sırf kışın onu zorlayacağından korktuğu için baharın gelişine kadar kabuğuna çekilemezdi ki! Bazen karla kaplı, sonu sisten görünmeyen yollarda soğuktan titreyen bir bedenle yol almak gerekir. Yolun sonunu bilmeden adım atmak bir hayli zor olsa da keşkelerin yükünü bir ömür taşımak kadar acı vermez. Belki de verir. Belki de kimi zaman attığımız adımların acıyla harmanlanması, göz yaşlarının hayal kırıklığıyla akması gerekir. Huzurlu bir hayatın hiç acı çekmeden olması, ütopik bir hayalden ibarettir belki de.
Bunca düşünce yığını zihnini meşgul ediyordu. Soğuktan titriyordu; tren istasyonunun vedalara atfettiği bir soğukluk muydu yoksa kışın çetin ama özgür hissiyatı mı, kestirmek güç duruyordu. Soğuktan ne yapacağını şaşıran yalnızca o değildi.
Puslu gökyüzünün bilinmezliğinde hülyalara dalıp donakaldığı sırada omzunda bir el hissetti. Usulca ardına baktı, baktı durdu. Soğuktan nemlenmiş gözleri onu bulmayı umdu. Tren istasyonunda yalnızca kendisi vardı. Omzuna uzanan elin kimin olması gerektiğini artık biliyordu.
Tren geldi, artık veda vaktiydi. Yolun ne kadar süreceğini kestiremiyordu. Aylar geçti belki de yıllar… Zaman o anda dünyanın ritmine göre akmıyordu.
Kapılar usulca açılırken güneşin sıcaklığı tenine adeta sarılır gibiydi. Puslu sandığı yollar açılmıştı; dökülen yapraklar evine dönmüştü, gökyüzü maviliklere yelken açmıştı…
Yüzünde istemsiz bir tebessüm ile sırıtırken, ağzından birkaç kelime dökülüverdi: “Kendime verilmeyenin her zerresini toprağa ektim; yeşillenen filizler de kapımı çalan bahar da yalnızca benim eserim.”
Yazar: Melike Karabaş
Görsel kaynağı yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur.