Aynılaşmak

Zihnimiz bizim için sürekli bir düzen inşa eder. Bugünü umarsızca harcar ve geleceğe gözlerini diker. Aşk beni bulsun, kariyer benim olsun, para cebimde olsun, imajım hoş olsun ve biri gerçekleşince asla doymaz, yeni ekipmanlarla donatılmış başka bir istek yerini alır. Bu böyle sürer gider…

 

Acaba insan neden sürekli ister? Durup elindekini korumak yerine korumayı geç nelere sahibim, bendeki yeterliliği nedir diye sormak yerine neden var olan her şeyden şikayet edip gözünü ulaşılmaz bir noktaya diker? Hatta bazen karşısındaki kişinin sahip olduğunu arzular oysa elindeki kat kat iyiyken. Bu bana hep şu durumu hatırlatır bahçeniz daha yeşildir ama pencereden dışarı baktığınızda komşunun bahçesini görürsünüz ve o bahçe size mükemmel gelir. Hiç görme zahmetine girmediğiniz bahçenizle kıyaslar ve benim bahçem de böyle olsa diye iç çekersiniz. Son dönemlerde bunu sık yaşadığımız aşikar yeşilini gülünü de geçtik artık. Kitlesel bir çarkın içinde doyumsuzluk mücadelesi veriyoruz. Güzelliğimizi ve varlığımızı instagramdaki fotoğrafa atılan kalp sayısı belirliyor. Yediğimizden içtiğimize her şey küçücük ekranda sergileniyor çünkü ben en iyisini yapıyorum ve buradayım diyor insan.

 

Güneşin batışını paylaşan bile güneşin batışından aldığı haz için paylaşmıyor. Güzel görünüyor bunu da paylaşayım düşüncesiyle paylaşım yapıyor. Nesneleşmeye başlıyor insan istekleri, hayalleri, sevgisi ve yaşayışı özgünlüğünü kaybediyor. Zihni bir düzen inşa etmek yerine başkaları tarafından inşa edilmiş bir düzene sıkıştırılıyor, yozlaştırılıyor. Bu düzen akan bir nehir gibi yoluna katıyor, bataklık gibi içine çekiyor…. Zevkler aynılaşıyor, kültürler kayboluyor ve tek tip, mutsuz, her halinden şikayetçi bireyler oluşuyor. Şikayetler için her seferinde yeni bir ürün sunuluyor ve o ürün istek kriterini karşılıyor. O ürün imajı, parayı ve konumu içinde barındırıyor. O ürüne sahipsen ayrıştırıcı gözlerle bakılıyor. Nasrettin hocanın kürkü misali… Çok zaman geçmeden insana o da yeterli gelmiyor ve aynı döngünün içinde savrulup kayboluyor. Bir gün diğerini takip ediyor, insanın içinde bitmez bilmez bir açlık oluşuyor. Yaşam kalitesi yükseldi deniliyor fakat aslına bakarsak tüketim kalitesi yükseldi denilmesi gerekiyor. Değerler hiç oluyor. Bu düzenin içinde mutluluk şov haline dönüşüyor, kişi kameraya gülümsüyor ve ışıklar kapanınca yastığın köşesine sarılıp önemsizliği sorgulumaya başlıyor çünkü uzun vadede ona eşlik edecek hiçbir şeye sahip olamıyor. Genel geçer ürünlerle hayatını dekore ediyor, silikleşmiş kitlelerle oturup kalkıyor, istediği garip karşılanır görüşüyle istemediği eyleme yöneliyor ya da yönlendiriliyor. Yaşamının iplerini hiç tanımadığı bir grubun eline veriyor “Benim hayatım, benim isteklerim ve benim kontrolüm.” diyor. Yanlış olduğunu içten içe biliyor. Birinin çıkıp bu durumunu düzeltmesini diliyor. Bu hataya hepimiz düşmez miyiz zaten biri gelecek sihirli eliyle yaşamımıza değecek bizi değiştirecek ve geliştirecek. Bu kurtarıcının kendinden başkası olmadığını da her aynaya bakışında görüyor da cesaret edemiyor insan. Yani olmuyor, istediği başarıya, aşka, imaja kavuşamıyor. Kavuştuğunda elindekini hor görüyor kaybediyor. Eylemi yapan değil de eyleme sürüklenen olduğu sürece kaybetmeye devam ediyor.

 

Yazar: Tuğçe Ünalmış

Aynılaşmak” için 2 yorum

  • 19 Mart 2019 tarihinde, saat 15:54
    Permalink

    O kadar güzel analiz etmişsiniz ki durumu. Güneşin batışını paylaşan bile güneşin batışından aldığı haz için paylaşmıyor. Güzel görünüyor bunu da paylaşayım düşüncesiyle paylaşım yapıyor. Nesneleşmeye başlıyor insan istekleri, hayalleri, sevgisi ve yaşayışı özgünlüğünü kaybediyor.

    Yanıtla
    • 20 Mart 2019 tarihinde, saat 23:45
      Permalink

      Yorumunuz benim için çok değerli, teşekkür ederim!

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir