Aydınlık Beş

Seni ilk defa tanıdığım gün bugün. Gördüğüm, tanıştığım değil gerçekten tanıdığım gün. Hep vardın da günün kargaşasında seni de kaybetmişim.

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 4 dakika sürmektedir.)

Hem içinin hem de havanın kapkaranlık olduğu bir gündü. Üstelik yine çok erken uyanmıştı. Havanın karanlığı mı kaplamıştı içini yoksa içindeki karanlık mı etkiliyordu havayı? Güldü kendi kendine. Sanki ona bağlıydı her şey. Nasıl da her şeyin merkezini kendi görüyordu. Böyle durumlarda hem gülerdi kendine hem de kızardı. Farkında olması da güzeldi tabii. 

İçten içe bu karamsar halini de seviyordu, hele de havanın böyle olduğu bir günde ise. Hava kötüyse kendi de kötü olabilirdi. Miskinliğin verdiği baş ağrısıyla yataktan kalkmaya çalıştı ama sanki kafası yüz kilo ağırlığındaydı, kafasını bir türlü kaldıramıyordu. Yatağının yanındaki komidine uzandı ve kendine gelmek için defterine birkaç şey karalaması gerektiğini fark etti. Bu gibi durumlarda yazmak onun ilacıydı. Sayfaların arasında dolaşırken beşinci sayfada durdu. Uğurlu rakamının beş olduğuna inanıyordu. O beşinci sayfayı çok özenerek yazmıştı ki beşinci sayfa olmasaydı bile o gün onun için zaten unutulmazdı. Uzun zamandır okumadığını fark etti ve okumak için yeltendiği ilk an kalbindeki o sızılı heyecan belirdi. Her şeyin bu kadar güzel olduğu bir günü hatırladı ve böylesi bir günü bir daha yaşayamayacağı düşüncesi duyduğu o heyecanı adeta acıya dönüştürdü. Yine de devam etti:

“Böylesi güzelliklerin beni bulmayacağına inanırdım. Benim hayatım hep monoton oldu ve günün kargaşasında hep kayboldum. Bundan sonra da günlerimin böyle geçeceğinden emindim. Aslında şikayetim de yoktu çünkü başka türlüsünün nasıl olacağını bilmiyordum. İlk defa birine ithafen yazdığım bu yazıda sanki daha önce hiç yazı yazmamışçasına veya hiç okumamışçasına bir acemilik var üstümde. Kelimeler zor çıkıyor kalemimden. Şaşırtıcıdır ki bu zorlanma bana inanılmaz bir keyif veriyor. Her yazdığım kelimede devamını merak ederek ve iliklerime kadar bu merakı hissederek yazıyorum. Seni ilk defa tanıdığım gün bugün. Gördüğüm, tanıştığım değil gerçekten tanıdığım gün. Hep vardın da günün kargaşasında seni de kaybetmişim. Oysa bugün fark ettim ki her seçtiğin kelimenin özenli ve naif oluşu insanın ruhunu böylesine okşarken böylesine huzurlu hissettirirken nasıl olur da seni monotonluğumun içine bırakmışım. İyi ki geç kalmadan bana ulaşmışsın, beni bulmuşsun ve yazılarıma konu olan ilk kişi sen olmuşsun. Kim bilir kaç defter bitirmişimdir ama hepsinde kendi buhranlarımı yazdım. Yine ilk defa mutluluk için yazdığım bu günde sen benim yeni uğurum oldun. Sevgili beşim bu sayfa hep burada duracak ama belki yine bir ilki yaşatırsın bana ve tüm defterlerimi sana okuma cesaretini bulurum. İşte o zaman hatırlarız bugünü ve  tebessümle okuruz sana ithafen yazdığım bu yazıyı.”

Onun yokluğunu anmayalı uzun zaman olduğu için yazıyı okurken daha da karanlığa gömüleceğini düşünüyordu fakat aksine o okumaya başladığındaki sızı kaybolmuştu. Kendini o hatıradaki günün güzelliğine bırakmıştı ve korktuğu o hisler geri gelmemişti. Hayatında güzellikler olabileceğini de hatırlatmıştı üstelik. Kafasını cama çevirdi.  O karanlık hava gitmiş yerine iç ısıtan güneş gelmişti. İşte o zaman bir umut doldu içine. Tesadüflere değil nedenlere inanıyordu. Kötü başladığı günde hava da kapkaranlıktı şimdi ise aynı gökyüzü parıldıyordu. Bu ani değişim ona ilham oldu. Belki de tekrar güzellikler yaşamanın zamanı gelmişti. Güldü, havanın bu ani değişimini kendine bağlayacak bir neden yine bulmuştu.

Yazar: Rümeysa Soyöz

Görsel Kaynak: https://images.app.goo.gl/6AC3c3UAHSQ673pk6

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.