Günlerden Salı

Yazmayı seviyorsan, hele bir de hüzünleri içinde tutamayıp anlatıyorsan ona buna, yazmaya başlaman için hiçbir engelin yoktur. Kimselerle konuşamayacağını anlayıp hıçkırıklar boğazına dizilmeye başladığındaysa yazma zamanın tam olarak gelmiştir. Yaşanan olaylar sonucunda yazılmış sözler sana yetmez olmuştur ama bir bakarsın elin sayfanın üzerinde kalem koşturmaktan yorulmuştur. İşte böyle zamanlarda elin dursa da aklın durmaz, duramaz. Yazmasan da çekilip bir köşeye, yaşadıklarını evirip çevirirsin aklında gizlice. Ara sıra kalemin yeniden birkaç hikayenin peşinden koşar; heyecanına yenik düşer, ilk aklına geleni yazmaya kalkarsın. Hoşuna gitmezse sonuç, olmadı der kendi hikayeni yazmaya başlarsın. Pek de cesur değilsen hani bazen onu da fiyasko sayar, yırtar atarsın. Ama bir elma kurduna dönüşmüştür içini kemiren yazma isteği. Bu küçük kurt kulağına en iyisi kendi hikayeni yazmak diye fısıldamaya başlar. Bazı duyguları yaşadıkların üzerinden yazmak daha kolay anlatmanı sağlar. O kadar çok hikayem birikmiş ki yazılmayı bekleyen… Peki içimdeki kurt hangi hikayenin salıncağında? Gelin birlikte sallayalım. Belki onu biraz daha anlamamıza yardımcı olur.

Günlerden Salı. Uzun zamandır görmediğim dostlarla yemek yemiş, bir iki hoşbeş etmişim. Keyfim yerinde. Hava da bir güzel serinlemiş ki akşam saatlerinde sormayın. Gülüşüp eğleşmişiz gece boyu. Yeni yeni hayaller kurmuş, gerçekleşmeme ihtimalini hiç hatırlatmamışız birbirimize. Kim hayal kurarken düşünür ki bu ihtimali? Yanında en candan dostların varsa bir de her şey güllük gülistanlık oluverir gözlerinde. Birisi yeni işinde yaşadığı zorlukları şakaya vurmuş anlatıyor, diğeri yeni aşklara yelken açma peşinde. Bir diğeri biraz daha sessiz kalıp anın tadını çıkarıyor, dostlarının parlayan gözlerinde kayboluyor. İşte bu benim, tamam itiraf edeyim. O gece hiç bitmesin istiyorum.

Herkes günün yorgunluğuyla uykulu uykulu bakmaya başlamış, evlere dağılma vakti gelmiş artık. Kahvelerin sohbetimize eşlik ettiği masadan kalkıp ayrılıyoruz. Ben hızlıca hepsine sarılıp gitmek üzere olan tramvaya koşa koşa yetişiyorum. Gece güzel geçmiş hiç telefonuma bakmamışım. Şimdi eve gidene kadar neler olmuş hemen öğrenirim diyerek açıyorum tuş kilidini. Birkaç bildirim, birkaç mesaj var ama çok da önemli değildir diyip koyuyorum telefonu çantama. İneceğim durağa gelmişim.

Eve girince günümün hala güzel geçmekte olduğunu anlıyorum hemen. İnsan iyiliğe, dostluğa ne çabuk kaptırıyor kendini. Çok sevdiğim eski bir aile dostumuz bizi ziyarete gelmiş. Onu da ne zamandır görmemişim. Hemen başlıyoruz hasret gidermeye. Okulun nasıl gidiyor diye soruyor; her şey yolunda, staja bile başladım diyorum. İçimde bir yıl sonra mezun olacak olmamın verdiği heyecan var. Arada geleceğe dair umudumu kaybettiren durumlar olsa da günüm güzel geçti ya gelmiyor aklıma hiçbiri. Babamlar ben gelmeden uzun uzun sohbet etmişler, saat de epey bir geç olmuş. Arkadaşı da kalkıyor yavaştan, yolu uzun.

Misafirimizi uğurlayınca elim televizyonun kumandasına gidiyor. Aslında çok televizyon izlemem ama evde boş vaktim olunca ister istemez alışmışım.

Son dakika haberleri… 28 Haziran Salı günü İstanbul Atatürk Havalimanında intihar saldırısı düzenlendi. Yaralı ve ölü sayısı henüz net değil.

İstanbul’da… Havalimanında… 3 canlı bomba…

….

Aklımdan bu yıl yapılan diğer saldırılar geçmeye başlıyor.

20 Temmuz Suruç… UPOK 20’ye gitmeden önceki tedirginliğim…

10 Ekim Ankara… Memleketime hızlı trenle geldiğimi bilen sevdiklerimle yaptığım bitmek bilmeyen telefon konuşmaları… Gara her gidişimde bedenimi kaplayan korku…

12 Ocak Sultanahmet… İstanbul’da yaşayan sevdiklerimi bu şekilde kaybedemem…

17 Şubat Ankara… Patlama esnasında yurdunun camları kırılan arkadaşımın anlattıkları…

13 Mart Ankara… Olayı kardeşimin üniversite sınavından sonra kutlama yaptığımız yemekte öğreniyorum… Patlama esnasında olay yerinden 200 metre uzakta olan arkadaşıma ulaşamıyorum… 2 hafta boyunca Kızılay’a gidemiyorum…

Ve daha sayamadığım niceleri…

Sevdiklerim ve ben belki biraz şanslıydık… Peki bu şans daha ne kadar devam eder?

Ya şanssız olanlar… Ölenler… Yaralılar… Yakınları…

Belki de… Bir dahakine… Sizler… Bizler… Herkesler…

O sımsıcak koca gün, haberi duyduğum anda çığ olup üzerime yığıldı. Mutluluğumun tadını çıkarmama izin vermediler.

Dedim ya… Günlerden Salı…

Peki bu kaçıncı?

YAZAR: Ayşe Nur AVCI

PsiNossa Editörü

Hacettepe Üniversitesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.