Yaşamın Kıyısında – 2 (Sis Perdesi)

“Cinayet tüm suçların bileşiminden oluşur. Tüm suçlardan parçalar barındırır ve her cinayette bağlamın, zamanın hatta tüm insanların suçu vardır.”

Bunları bir dersinde demişti ve pek de haksız çıkmamıştı bugüne kadar. Ne kadar sadece cinayetmiş gibi gözükse de vakalar, mutlaka içlerinde başka suçlara dair izler de taşırlar. En son aldığı koku haklı olduğunu hissettirdi ona. Bu yolun, ne kadar tehlikeli de olsa doğru olduğuna inanıyordu güçlü bir şekilde.

Gece yarısı yaklaşırken Aksaray’a doğru yol aldı. İstanbul’un merkezinin geceye ve sabaha göre değişen yapısını, yüzünü ve havadaki suç kokusunu düşündü. Zorla çalışan hayat kadınlarının yüzlerindeki ifadelerini okuyabiliyordu. Köşe başlarındaki ağır madde bağımlılarının hızla atan baygın kalplerinin tadını alabiliyordu. Ara sokaklardaki gasp edilen insanların çığlıklarını hissedebiliyordu. Bir ara sokağa doğru ilerledi ve yere atılmış bir kadın kol çantası gördü. Bu çantadaki koku, gasp edilen bir çanta olduğu izlenimini onda uyandırdı. Çanta içinde yarısına kadar dolu bir pet şişe gördü ve onu aldı.

Kızarmış gözleriyle, elindeki bastonla ve dağınık saçlarıyla yola dizilmiş hayat kadınlarını dahi korkutuyordu. O kadınlardan yüzüne en hüzünlü ifade düşmüş olanını arıyordu.  Zorla çalıştırıldığına inandığı genç bir kadına doğru ilerledi. Kadının kendisinden irkildiğini fark etti. Hem de üzerindeki şık takım elbiseyle elindeki önlüğe rağmen. Ve o zaman G.R.İ akinetonu düşünmeye başladı. Köşe başındaki tinercilerden farkının pek kalmadığı izlenimi onda da oluşmaya başlamıştı. Kadınla konuşmaya başladığında hem kadının yüzündeki utanç ifadesi hem de çevredeki insanların onları süzen rahatsız edici bakışları G.R.İ’nin yüreğini sarstı. Yaşamın biraz kıyısına itilen hayatları görmek, uzun bir süredir hiç bu kadar ağır gelmemişti ona. Kısa bir pazarlığın ardından G.R.İ, kadına istediği parayı verdi ve kadının çağırdığı taksiye bindiler. Takside G.R.İ belindeki küçük tabancayı çıkarttı ve tüm dikkatiyle taksiciyle kadın üzerinde kontrol sağladı.

“Benden korkmanıza gerek yok. Resmi görevliyim. Hanımefendi sizden parfümünüzü veya rujunuzu isteyeceğim.” dedi ve sonra taksiciye döndü. Ukala ve soğukkanlı bir şekilde,

“Sen o kadar kolay kurtulamayacaksın. Senden kan örneği alacağım sonra beni Tarlabaşı’na bırakacaksın. Tüm bu pisliklerde sizin de payınız büyük, biliyorum. Hem burnuma senden pis kokular geliyor nedense. Senin bir geçmişine, sabıkana bakmak lazım bence.” dedi.

Kadını istediği yere bıraktırdıktan sonra ona yardımcı olabileceğini anlattı. Kadın umutsuz bir şekilde ve birazcık korkuyla teşekkür etti. Taksiciyle de işi bittikten sonra üzerindeki silahın yarattığı güç duygusuyla ve emin adımlarla belki de dünyanın en korkunç yerlerinden birine gece saatlerinde tek başına girdi.

Tarlabaşı’nda sağa sola atılmış bali torbalarını, uyuşturucu malzemelerini topladıktan sonra dilinde garip bir tat belirdi. Arkasına döndü ve onu gizlice takip eden ve muhtemelen gasp etmek isteyen gençleri gördü. Onlara silahını doğrulttu ve eliyle sus işareti yaptı. Çocukları önüne alarak Tarlabaşı’nda ufak bir tur yaptılar. Bir köşede yüzlerce kullanılmış prezervatife rastladılar onlardan 3 parça aldı ve Tarlabaşı’ndan ayrıldı. Sonra Taksim’den bir dolmuşla Cerrahpaşa’ya geçti. Arabasıyla tüm olay yerlerine tek tek uğradı. Her birinde akinetonla gözleri kapalı bir şekilde, zihninde cinayetleri canlandırdı. Olay yerlerinde cesetlerin ve katilin temas edebileceğini düşündüğü her şeyden birer parça aldı. Gecenin üçüne doğru laboratuvara ulaştı. Tüm parçaları sıvı halde birleştirerek bir boya yaptı. Sonra akinetonun dozunu arttırdı, bir sigara yaktı ve kendini uzun yıllardır dokunmadığı fırçanın akışına bırakarak resim çizmeye başladı. Tüm parçalardan aldığı tanımlayamadığı kokuyu ve tadı, çizdiği resimle anlamayı umuyordu. Resim bittiğinde geriye doğru bir adım attı. Önce resme odaklandı ve sonra gözlerini kapattı. Katilin yüzünü tam göremese de aldığı koku ve tatla onu şimdi anlıyordu. Resimde çocuk vücuduna sahip, yarasa kanatlı, korkunç yaşlı yüze sahip bir canavar vardı… Resim de kokuyu ve tadı onaylıyordu…

Yorgun bir şekilde koltuğa uzandı, topunu sektirmeye başladı. Sabah tüm dosyayı adliyedeki adama sunacaktı.

Adliyeye sekerek girdiğinde kendini yorgun bir kumandan gibi hissediyordu. Şimdi o takım elbiseli adamı bulup her şeye yeniden başlayabilirdi. Güvenliği geçtikten sonra ıslık çalmaya ve elindeki topu sektirmeye başladı. Biraz ilerledikten sonra arkasından tanıdık bir sesin ona seslendiğini hissetti. Bu sese doğru yöneldiğinde donuk bir tepki verdi. Uzunca bir süre; her zamanki gibi yorgun ama keskin bakışlarıyla donuk bir şekilde baktı,tekrar önüne döndü ve yoluna devam etti. Savcı peşinden gelerek konuşmaya çalıştı onunla. Dinlenmemeyi göze alarak konuşmaya başladı:

“Keşke benimle olan geçmişini yok sayarak bana bir yabancıymışım gibi davransaydın.”

“Pardon ben değişebileceğini, farklı bir insana bürünebileceğini düşünemezdim.”

“Değişmeyen ne var ki şu dünyada? Kendine bak en basitinden. Üzerindeki yeşil parkanın yerini bu siyah palto almadı mı?”

“Hayır. Ben aynı benim yine. Yine aynı şeylere inanıyorum. Yine yaşatmak için yaşıyorum. Yeşil parkamın yerini beyaz önlük aldı sadece. Şimdi benle ne konuşacaksın bilemiyorum yıllar sonra ama bunları konuşmak istemiyorum artık. Şimdi odaklandığım başka şeyler var. ”  Savcının parmağındaki yüzü kastederek “ Anladığım kadarıyla senin de başka odaklandığın şeyler var artık.” dedi ve yoluna bakışlarını daha da keskinleştirerek devam etti.

Anlamsızca geçen onca zamanı ve koyu yalnızlığını gizleyebilen keskin bakışları değişmemişti hala. Zamanın sert kasırgalarına direnen gözlerini değiştiremeyen zaman elbette her şeyi değiştirebilecek güce sahip değildi. Bu yoğun düşüncelere ara verip tekrar dosyaya odaklanmayı başarabildi ve nihayetinde o adama denk geldi. Kısa bir sohbetin ardından dosyaya dair çözebildiklerini o adama anlatmaya başladı.

“Katil bir pervet. Onun neyi istediğini anlamaya çalıştım. O istediği şey için insanları objeleştiriyordu. Kimi ve kaç kişiyi öldürdüğü önemli değil onun için. Önemli olan, istediğini almak… Belki biraz vicdan azabı çekiyor ama yeteri kadar canı acımıyor. Çok sıradan ve doğal biri gibi gözüküyordur eminim. Vicdan azabı çekememek zaten şuan ona azap çektiriyordur. Bebek kokusuna, bebek sabunlarına karşı çok özel bir hassasiyeti var. Ölen yetişkin kişiler de zaten bebek sahibiydi. Onları o koku için takip etti. Herhangi bir cinsel saldırıda bulunmamış ama kendisi bebek kokusuyla tahrik oluyor ve olay yeri yakınında sperm örneği buldum dün gece. Siz olay yeri incelemeye kimleri gönderiyorsunuz merak ediyorum açıkçası. Şimdi sizden bir anda çok sayıda bebek ürünü alan insanları takip etmenizi istiyorum. Bu şekilde elimizdeki DNA’larla uyuşan birini bulabiliriz. Dediğim yerlerde cesede rastladınız mı?”

“Evet iki yerde rastladık. Bu sonuçlara nasıl ulaştın cidden merak ediyorum. Çok tuhaf bir empati yeteneğin var. Sence bunun kaynağı ne?”

“Bunun bedeli ağır biraz. Ne kadar sosyalleşirsek insanlarla temasımız çok olursa o kadar empati yetilerimiz köreliyor. Bunu korumak için zaten Rumelifeneri’nde bir dağ evinde oturuyorum. Elimden geleni yaptım. Umarım sonuçlar tutarlı çıkar. Benim biraz dinlenmem lazım, kendine iyi bak. Sözünü unutmadım”

“Peki” dedi gülerek ve oradan ayrılan G.R.İ, laboratuvara geri döndü. Orada akşamın karanlığının çökmesini bekledi ve elindeki resimleri çoğaltıp onları cesetlerin bulundukları yerlere bıraktı. İlk bulunan cesedin yerine en son gitti. Gece ormanın sessizliği ne kadar ürkütücü olsa da bu sessizliğe alışkındı. Bir akineton daha aldıktan sonra gözlerini kapadı ve tekrar olay yerini gözünde canlandırdı. Gözlerini açtığındaysa ummadığı birisiyle karşılaştı. Soğuktan bağımsız bir şekilde titremeye başladı. Eline silahını aldı. Tıpkı ilk seferdeki gibi, silahı ona doğrulttuğunda yaşadığı acıyı yine içinde yaşamaya başladı. Sonra tüm gücüyle bağıra bağıra konuşmaya çalıştı.

“Biliyorum. Gerçek olmadığını biliyorum. Her dakika, her saniye seninle son bir kez konuşabilseydim diyorum. Beynim beni, seninle konuşturarak avutmaya çalışıyor. ”

“Kendini suçlamana gerek yok. Benimle konuşsaydın da değişecek bir şey olmayacaktı.”

“En azından bu kadar büyük yıkım olmayacaktı.”

“Sana bu kadar yıkımı yaşatan şey neydi? Hayal kırıklığı mı, yoksa pişman olamamak mı? Peşinde olduklarınla aynı şeyleri hissetmek mi? Şimdi o silahı ateşlemek istediğine de eminim. Bunu yapmayı kendine yediremiyorsun sadece. Ben zaten öldüm. Bu silahı ateşlemen için beynin sana bu anı kurguladı.”

“Hayır, bilseydim ben de seninle gelirdim. “ dedi, gözlerinden yaşlar dökülürken.  Biraz daha ona baktıktan sonra yere, dizlerinin üstüne çöktü ve hıçkırıklarla ağlamaya başladı. Sonra G.R.İ’ye doğru yaklaşan Hayalet, onu ayağa kaldırdı ve elindeki bıçağı ona göstererek;

“Ben de zaten seni öldürmek için geldim ama önce şu bıçağı bana sapla.” dedi. G.R.İ. elinden bıçağı alarak kendisine sapladı ve sonra ona sarıldı. Uzunca bir süre öyle kaldı. O an ölümün korkunç olmadığını ve aslında yalnız olmadığını anladı. Dengesini kaybederek yere sere serpe düştü. Yıldızları daha önce hiç bu kadar güzel görmemişti. Belki gözlerindeki son görüntü bu olacaktı…

 

      Devamı Gelecek…

 

-Hikayenin Hikayesi-

Her yazarda şizofrenik bir parça vardır. Çünkü; karakterlerini, anladığım kadarıyla sadece masa başında oluşturmuyorlar. Onlarla yemek yiyorlar, konuşuyorlar, bazen onlara kızıyorlar. Bende de böyle oldu. G.R.İ’yi yıllardır tanıyorum. Yıllardır onunla efkarlandığım, onun derdiyle dertlendiğim oldu. Bu hikaye, kafamdaki karakterin yaşamından bir kesit oldu. Kafamda karakterin yaşadığı başka başka olaylar var ama onu size sunmak, sizinle paylaşmak, G.R.İ’yi sizinle tanıştırmak istedim. Biraz da reklamım olsun istedim (ehehe). Şu hayattaki en yegane dostumu, kitaplaştırmak en büyük hayalim.  Şimdi bu hikaye üzerinde de bir projemiz var. Çok sevdiğim bir yazar dostum kendi kalemiyle hikayeyi devam ettirmek istedi. Ben de kabul ettim. Artık G.R.İ’nin yaşamı benim kalemimden çıktı. Onu size emanet ediyorum. Siz de bu hikayeyi buradan alıp devam ettirebilirsiniz. Bir 20 kişi falan devam ettirsin diyorum şu hikayeyi, bakalım ne olacak? Ben de merak ediyorum. Çünkü benim kafamdaki roman ve hikaye planı buraya kadardı. Sonunu gerçekten ben de bilmiyorum.

Hikayeyi yazmak için size birkaç tüyo da verebilirim. Bu hikayeyi 4 şehirde, 3 sahilde oluşturdum. Seyahat etmek bana faydalı geldi. Hikayede bahsi geçen yerlerde uzun süre G.R.İ’yi kokladım. Geceleri Aksaray’da, Kumkapı’da, Tarlabaşı’nda uzunca bir süre suçu izledim ve onu kokladım.  Çok çok farklı şeylerle karşılaştım. Merak eden arkadaşlar olursa onlarla not defterimi paylaşabilirim.

Ve en çok da Fikret Kızılok’a ihtiyacınız olabilir benden demesi. Kendisini rahmetle anıyorum. “Gece’nin Tam Üçünde” parçasıyla, hep de gecenin tam üçünde yazdım bu hikayeyi ve bu yüzden yetiştiremedim. Ulaş’ı ayar ettim. Kendisine sevgilerimi iletiyorum. G.R.İ’ye iyi bakın…

YAZAR: Halil BABACAN

Halil Babacan

TPÖÇG Blog Yazarı | İstanbul Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir