İçsel Pusula

bahar benim ‘aşk yerine sevilmemişliklerime tutunduğum için’ kendimden dilediğim bütün özürlerdi ve en çok da bahar mütevazı kaçışlarıma “dur” diyen ve içimdeki çocuğu bana yansıtan berrak aynamdı…

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)

Kızıl bir gökyüzünün karanlığa büründüğü anlardan tutun da şafağın söktüğü saatlere kadar, korkusuz korkakların sokakları adımladığı kalabalıkların arasından tutun da ürpertici yalnızlıkların adım başı nöbet tuttuğu o buz gibi tekilliklerde, içimdeki o minik kız çocuğunu arıyordum, ellerinden sımsıkı tutmak için. Öyle bir aramaktı ki bu, adeta bulamamak döngüsünün içinde ince bir sızı kabuk bağlamıştı dört bir yanımda, çaresizlikten beslenircesine, arsızca gülümsüyordu da bir yandan bana. Yaşadığım her bir kayıp girdabında pusulamı kaybetmiştim, evet. Öyle bir kaybetmek ki, ‘yaşamayı nefes almak’ zannettirenlere inanmak üzere olan bir ruhtum adeta, benliğimle aramdaki beceriksiz dili pekiştirmek istercesine… Fuzuli sükûnetin avuçlarına bırakmıştım kendimi, devinimsel bir yanılgının tam ortasında mıh gibi çakılı kalmış bir ruhtum adeta.

Yaşamak olgusundan bihaber olmuşluğumla bu ıstıraplı yolculukta zihnimin odalarını adımlarken, arsız karanlığa meydan okurcasına bir pırıltı göz kırptı bana, öyle bir pırıltıydı ki bu, keşke dedirtti bana, “keşke onun sonsuz ışığında yaşayabilsem, vuslatın en yücesiyle.” Bir ses fısıldadı o esnada bana, “Sonsuz ışığım, yepyeni yolları keşfetmekte sana yoldaşın olmak yerine seni esir eden bir zindan olacaksa, baharı nasıl hissedeceksin iliklerinde, biçare olmakla olan savaşını nasıl ilmek ilmek işleyeceksin serüvenine?” 

Bilmece içindeki o eşsiz çelişkiyi çözmüştüm, içimdeki o küçük kız çocuğuydu bu parıltı. Düğümlerin çözümü, biçare olmaları çaresiz bırakacak o baharın gelişiydi. Öyle bir bahardı ki bu, esmer bir aydınlığı pusula olarak tutuşturuyordu elime “Karanlığın ardındaki aydınlığı, zıtların dönüşümsel çatışmasını keşfederek yüzünü bir kez de olsun kendine dön.” dercesine. Öyle bir bahardı ki bu “Başka sen yok bu yüzden kaçma sessizliğin de bir dilinin olduğunu öğreten o ezgilerden.” diye fısıldayarak merhem oluyordu, yıllardır yaşamımdaki bütün ipleri kontrol etmekten ellerimde açılmış olan yaralara.

Bahar benim eşsiz mücadelemdi, kalabalıkların içinde bana nefes aldıran o tekilliğimdi, bahar benim ‘aşk yerine sevilmemişliklerime tutunduğum için’ kendimden dilediğim bütün özürlerdi ve en çok da bahar mütevazı kaçışlarıma “dur” diyen ve içimdeki çocuğu bana yansıtan berrak aynamdı…

Yazar: Ceren Yakıcı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.