(Bu yazının okunması yaklaşık iki dakika sürmektedir.)
Uzun keten elbisesinin etekleri toprak yolu süpürüyor, o ise yorgun adımlarla ilerliyordu. Rüzgar otların arasından dans edercesine sıyrılıp kavruk tenini okşadı. Omuzlarındaki ipler çözülüverecekti sanki, heybesine sıkı sıkıya sarıldı. Güneş ufukta yavaş yavaş alçalırken iskeleye varmıştı. Onu her zamanki yerinde buldu. Usulca oturdu yanına. Işık hüzmelerinin oyunlarını onun kumral saçlarında seyretmek ne büyük hazdı! Elleri, cebindeki küçük şişeye uzandı. Yanındakinin omzuna dokundu, küçük elleri açılıverdi bu hareketle. Avcuna iki tane hap bıraktı. Diğeri sorgulamadan dudaklarına götürmüştü bile. Derin bir iç çekip konuşmaya başladı:
“Her şey öyle hızlı değişiyor ki! Ne hissetmeliyim ne düşünmeliyim ve daha da önemlisi ne yapmalıyım bilmiyorum. Herkesten ve her şeyden olanca gücümle kaçıyorum. Kendimden ve düşüncelerimden bile. Buraya, senin yanına gelip aylar öncesinde oturmalıydım aslında. Yüzleşmekten hep kaçtım. Biliyor musun, uzun zamandır kendim gibi hissetmiyorum. Bu “uzun zaman” ifadesi yılları kapsıyor belki. Belki değil, kimi kandırıyorum? Hakikat bu. Benliğimden öylesine uzağım ki! Bedenini oradan oraya sürükleyen biri oldum yalnızca.Ruhum çoktan ayrışıp terk etti beni. Dürtülerime ve hazlarıma yenilip yüce duyguların yeni yeni filizlenmeye başladığı ruhumu ellerimle öldürdüm. Ölmeden önce can çekiştiğini hissediyordum, en azından hissedebiliyordum. Şimdiyse hiçbir şey hissetmiyorum ve bu o kadar acı ki! Bir şeyler hissedebilmeyi ne çok özlüyorum,bir bilsen. İçim bomboş sanki. Sadece sürükleniyorum bu nehirde.
Keşke eski günlere dönebilsem diyorum. Son üç yıldır yaşadığımdan bile haberim yok. Hafızam iyice zayıfladı biliyor musun? Övünüp durduğum güçlü belleğimden geriye hiçbir şey kalmadı. Zihnim de gönlüm gibi bomboş şimdi. Terk edilmiş harabe bir evi andırıyor. İzbe karanlıkta, uzun yeşil ağaçların arasında, pervazları rüzgar estikçe birbirine çarpan ve soğuk havanın hüküm sürdüğü bir ev. Yorgunum. Hiçbir şey yapmayan biri de yorulabilir mi? Bilmiyorum. Eyleme geçmeyen başıboş düşüncelerin mi yorgunluğu bu?
Aslında çok isterdim, sevgimi sorgusuz sualsiz kabul etmiş olsaydın eğer, seni şefkatle kucaklamayı.Yumuşak kollarına kendimi bırakmayı, sonrasında da gözlerimi kapatıp derin derin nefes alırken gözlerimden yaşların akmasını, uzun uzun ağlamayı, sessizliğimizin hasbihal etmesini isterdim. Susarak anlaşılmayı, hiç konuşmadan. Öylesine durarak yalnızca. Biraz dinginlik isterdim, çokça huzur. ‘Gönül rahatlığı’ isterdim. Görmeni isterdim, kırılan zamanın tüm ömrümü yeşeren göz bebeklerine nasıl hapsettiğini. Yanı başımdaki bu mesafeyi aşmak isterdim, seni iliklerime dek hissetmeyi. Hasret kaldığım kahkahalarının çınlamasını kulaklarımda…’’
Yazar: Aleyna Korkmazyürek
Görsel Kaynak: https://twitter.com/solisolsoli/status/1642616950013538307/photo/1