Geçmişin Anahtarı

bir ışık yansır pencereden, sokak lambası yeter karanlık odayı aydınlatmaya bi güneş doğar, gök elinin altındadır, avucunun içinde bi güneş batar göz kapaklarında kalır son ışığı hapsedersin içine

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 2 dakikadır.)

bir ışık yansır pencereden, sokak lambası yeter karanlık odayı aydınlatmaya

bi güneş doğar, gök elinin altındadır, avucunun içinde

bi güneş batar

göz kapaklarında kalır son ışığı

hapsedersin içine

Kendi evimde varlığından hiç haberimin olmadığı kilitli bir kapı buldum. Daha öncesinde bu kapının olmadığını size nasıl ispat edebilirim? Anahtarını menteşesi gevşemiş dolap kapaklarının arkasında, yarım bırakılan çekmecelerde, boyası kalkmış vitrinlerde aradım. Bakmadığım yer kalmadı yine de bulamadım. Sanki köşe bucak kaçıyordu benden. Bazı günler saatlerce kapının önüne kıvrılıp ardını dinledim. Tek bir ses duymadım. Kapı gaipten geliyordu. Geleceğin eşiğinde günlerimi harcadım. Hayal ettim ardındakini. Üşüdüğüm an sımsıcak bir soba düşledim, kırıldığım an şefkatli bir omuz, hata yaptığımda yargılamayan bir çift göz diledim. Kaybolduğumda kendimi içinde sandım, tekrar oturdum eşiğine kendime kavuşmak için yalvardım. Kimse duymadı, kapı açılmadı, öylece kalakaldım. 

Ânlar birbiri ardına geçti ve bir zaman geldi. Kalktım eşiğinden, uzaklaştım. Onun beni yok saydığı gibi ben de onu yok saydım. Gün geçtikçe kapının söveleri dökülmeye, eşiği silinmeye başladı. Tuğlalar örülüyordu kapının kaybolan kısımlarına. Niyeti belliydi. Gözümün önüne nasıl benden habersiz belirdiyse şimdi de bana sormadan kaybolup gidecekti. Onca vakit varlığını görmezden gelmeme rağmen şimdi yok olma düşüncesi beni çileden çıkartıyordu. O hissin yorgunluğuyla köşeye yığılmış yok oluşunu izlerken gece olmuştu. Kapkaranlıktı, artık bir şey göremiyordum. Görecek bir şeyin kalmadığını da tahmin edebiliyordum. Tuğlalara dokunmak için duvara yaklaştım. Parmağımın ucuyla dokunduğum ânda bir şey beni içine çekti. Kemiklerim artık eski ağırlığında değildi. Vücudum toz gibi hafifti ve uçuyordu sanki. Her bir parçamın dağıldığını hisseder gibi tutunmaya çalışıyordum kendime. Nefesim kesilmişti. Tekrar zemini hissetmeye başladığımda artık kapının ardında olduğumu fark ettim.

  Karanlık odayı pencereden içeri yansıyan sarı ışık huzmeleri aydınlatıyordu. Duvarlara dikkat kesildim. Anılarımla doluydular. Her baktığım karede farklı bir anımı izleyebiliyordum. Kendi hafızamın içindeydim. Ama sanki bazı yerler yabancı geliyor, bir hissizlik veriyordu. Bazılarını üstüne düşündükçe anımsayabildim. Çoğunlukla bu anımsamalar bana rahatsızlık veriyordu. Gözümü anılarımdan çekmeye başladım. Bunalmıştım. Boğulacak gibi hissediyordum. Neyse ki gün ışığı pencereden belirmeye başlamıştı. Işık, gözüme vurmaya başlayınca bir anlık irkilmeyle gözlerimi kapattım. Tekrar açtığımda koltukta uzanırken buldum kendimi. Güneş batmak üzereydi. Doğruldum yerimden ve kalkmamla birlikte elimden bir şey kayıp yere düşüverdi. Bir anahtardı bu: geçmişin anahtarı. Gelecek ise herhangi bir kapının ardında olabilirdi.

Yazar: Zeynep Güzeltepe

Fotoğraf: Yazara ait.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.