Bir Ruhun Ölmesi Ne Demektir?

Çünkü hayat, sevmeyi öğrendiğimiz küçük kız çocuklarıyla başlar.

(Bu yazının okunması yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)

Bugün içimde nefesleri ara ara kesilen yedi yaşındaki kız çocuğuna dönüp tek bir kelime edecek olsam, bu kelime “sev” olurdu.

Sevilmemenin bir deprem misali önce en içerisinde tek bir noktadan filizlenip yıkımlar getirdiğine inanırım. O nokta bazıları için babası, annesi veya beklediğin bir hayalin kırık çıktığı herhangi bir şahıs olabilir. Şahıslar önemsiz gözükse de hayatımızın çoğunu şahısların ne dediklerini, ne yaptıklarını ve nasıl sevmediklerini düşünerek geçiririz. Depremi başlatan o nokta baştan aşağı bir değişime ve bir devrime yol açar. Bu devrim muhakkak bir yıkım olmak zorundadır. Zaten yıkım gerçekleşmeden devrimler de gerçekleşemez. Sevilmemenin getirdiği bu yıkımı birçok ruh kaldıramaz. Çünkü ruhumuz ilahi ve mucizevi olan bir maddeden oluşmuştur: Sevgi. Sevgisizlik ruh için açlıktır, kuraklıktır ve susuzluktur. Bir azap ve bir cehennemdir. Susuzluktan bitap düşen ruhlar en sonunda kendini ölüme bırakır. Peki bir ruhun ölmesi ne demektir ?

Ruhunun selası okunmuş insanları çok da uzakta aramamak gerek. Etrafınıza dönüp küçük bir gözlem yaptığınızda birçok insanın sevgisizlik gazabına dayanamadığını ve öldüğünü görürsünüz. Hayallerimizi kırdılar. Belki de bizi tek iyi hissettirecek saf ve öz olan felsefe taşımızın kırmızılıklarını soldurdular. Ve öldürdüler. Ruhun ölümü, bedensel ölümden çok daha hastalıklıdır. Bir vebadır. Çünkü ruhu ölmüş birisi başka ruhları da öldürmeye başlayacaktır. Bir kere sevgisizliği en derinden tattığınızda, bir daha asla eskisi gibi sevemezsiniz. Bu sefer bu sevgisizlik artçı depremler gibi birbirini tetikler. Senin sevgisizliğin onun da sevgisizliği olur. Bu sefer kalbinizin tahtına yeni bir hissiyat oturur: Korku. Korku bu dünyaya özel, yapay bir maddedir. Korkuyla atılan hiçbir adım doğru yola çıkmaz ve doğru hissettirmez. Başarı, para, ün ve uyuşturucu maddeler korkunun yarattığı suni ilaçlardır. Ruhu iyileştiremez, belki sadece uyutur. Hepsi sadece birtakım kırıklıkları onarmak için var olan yalancı kazançlardır. Vücudunuzun her yerine yayılmış bu düşmandan nasıl kurtulunur? Nasıl bir kez sevilmediğiniz yerinizden sevebilirsiniz? Nasıl ölmüş bir ruh yerinden kalkıp güçlü ve ihtişamlı düşmanıyla savaşabilir? Hiç sevilmeden nasıl sevgiyi öğrenebilirim ve korkuyu yenebilirim? Nasıl kahraman olunur?

Kahraman olmak istiyorum. Ölü ruhlar ordusundaki cesaretsiz bir asker değil. Bir kahraman. 

Sevilmediğim yerden başlayarak sevgiyi öğrenmek. Azap döngüsünü kırmak istiyorum. İçimde hala sevgiye değer olmadığını düşünen küçük çocuğu öperek. Vebaya yakalanıp sevgisizliğimle başkasını öldürmek değil. Bir savaşçı olmak. Ölü bir ruh olduğumu düşünmek değil, hiç savaşmadan ölecek bir kaçak, bir yaralı olmak değil. Bir inanç olmak. Bir kahraman olmak istiyorum. Öyle bir kahraman, dokunduğum her ruhu öyle bir seveceğim ki öldükleri yerden canlanacaklar. Sokrates’in dediği gibi: “Bir şeyleri değiştirmek isteyen önce kendinden başlar.” Depremden sonra gelen ılık ve kızıl gökyüzü olacağım. Bir korkak değil, bir aşk.

Uzun lafın kısası eğer içinizde benimki gibi hala nefes alan bir yedi yaşındaki çocuk varsa, onu sevin. Ve sevdirin, sevmeyi öğretin. Çünkü sevgi, değdiği yeri yeşerten bir kutsal su olmaya her zaman devam edecek. Sevilmemişliğinize inat sevin. Korkuya savaş açın. Yenilmeyin rutin olana, yenilmeyin var olan karanlığa. Siz başlatın sevgi döngüsünü. Siz devam ettirin sevgi köprüsünü. Çünkü hayat, sevmeyi öğrendiğimiz küçük kız çocuklarıyla başlar.

FETHİYE AKARCALI

1 Comment

Add Yours
  1. 1
    Tuğçe

    Çok güzel yazmışsınız , defaatle kendime ruhumun merhale merhale öldüğüne şahit oldum dediğim anlardan birinde okudum , Şifalanma cümlemize ulaşsın ve sevgi bizi kuşatsın inşallah ????

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.