(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 2 dakikadır.)
Hayatımıza giren her insanın bir rolü vardır. Beraberinde getirdiği dersi size öğretmeden yanınızdan ayrılmazlar, ayrılamazlar. Sonu gelmeyen ayrılıklar, bitmeyen öfkeler, pişmanlıklar aslında hepsi bize alamadığımız bir dersi, aşamadığımız bir zorluğu hatırlatır. Kodlanmış mesajları çözdüğümüz zaman huzura erer, bir daha o dersle karşılaşmama umuduyla vedalaşırız.
Gariptir ki hayat bazen bize unuttuklarımızı hatırlatma ihtiyacı hisseder. Sorgulanması gerekenler vardır elbet. Önceki öğretiyi yeteri kadar anladım mı? Bunu hayatıma ne derece uyguladım? Gelişimim için önemlilik derecesini olması gereken sıraya koyup bununla ne yaptım? Unutup kaldırdım mı tozlu raflara yoksa anladım sanıp aynı dersi farklı kişiden alabilmek için yalınayak koştum mu ona? İster birkaç dakika oturup düşünün bunların üstüne, ister saatlerinizi günlerinizi harcayın, isterseniz de görmezden gelin hep yaptığımız gibi. Bu sırada ben konuyu daha da derinleştirmek isterim çoğu yaşıtımın hatta düzeltiyorum çoğu insanın tecrübe ettiği durumları tartışarak.
Aranızda ilişkisel problemler yaşayanınız varsa mutlaka duymuşsunuzdur. Neyin tekrar ettiğine, neyin size döngülerle geldiğine bakmanızı isterler terapistler genelde. Evet karşı tarafı suçlamak en kolayı ama enerjinizi sürekli sömüren bir davranıştansa kabullenmek ve zihin, beden, ruh sağlınız adına çözüm aramak daha iyi bir seçim değil mi? Neden yıllarca beni görmezden gelen insanlara kapılıp durdum? Neden beni duygusal olarak manipüle ettiğini bildiğim halde hoşlandığım insan tipinin bu olduğunu düşündüm? Ya da neden sevilmediğim halde kendimi sevdirmek adına 40 takla atıp, ağzımla kuş tutsam yaranamadım? Sorulacak bir çok soru, atılacak bir çok adım var aslında. Fakat… Fakat doğru soruları sormak önemli öncelikle kendimize. Bulamadıysakta bir arkadaşımıza, ailemize, terapistimize sordurmak lazım. Neyi tercih edersek edelim iç içe geçmiş karmakarışık olan o kabloları tek tek çözmemiz gerekecek, zarar vermeden tekrar yerlerine koyabilmek adına.
Buna gücümüz olmadığını hissetsek dahi, farkında olmadan, gücümüzü tüketen asıl sorunları görmezden gelerek daha da derine yolluyoruz çözümlenmemiş halleriyle. Bu da bizi en başta bahsedilenlere getiriyor. Hayatın öğretileri…
Hayatın öğretilerini biz belirliyor olabilir miyiz peki bilinç dışı davranışlarımızla? Eksiklikleri doldurmak adına tanıdık gelen duyguları yara bandı yapmaya çalışıyor olabilir miyiz? Sırf bu yüzden inkar ederek, görmezden gelerek ya da yüzleşmekten korkarak yok saydığımız bu öğretileri kendimizi daha güçlü kılmak adına tekrar tekrar hayatımıza biz sokuyor olabilir miyiz? Kadere inananlarımız vardır elbet. Kader mi bizi bu dolambaçlara sürüklüyor yoksa biz kendi elimizle mi topluyoruz sepetimize çürük elmaları? Sağlam olanlar da zarar görmeye başlıyor ve çürük elmaya kızıyoruz. Peki onu oraya koyan kimdi en başta?
Annemin bir lafı vardır çokta severim: “İnsanlar nasiplerini elleriyle toplar.” diye. Bu nasibi tamamlayamadıklarımızı tamamlamak için mi topluyoruz ya da kavrayabilmek için mi döngülerin kırıldığı noktayı bulup, daha güçlü bir şekilde yola devam etmek adına. Sorulacak bir çok soru, atılacak onlarca adım varken sormak gerekiyor sevgili okur: Nedir bu döngü üzerinde satırlarca konuşulan?
(“Taylor Swift-Exile” şarkısı döngülerini yıkamayanlara, çabalayanlara ya da görmezden gelenlere yazar tarafından armağan edilmiştir.)
Yazar: Sema Nur Terzi