İNSANIN ÖZÜ SAVAŞI

“Verdiği bütün savaşlarla, yani özüyle insan, bu dünya için sadece gelip geçici bir varlık ancak kendi hikâyesi içinde en önemli kahramandır.”

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakikadır.)

“… her günü iki gün gibi yaşamak da bundan

bittiğini sandığımız her gün

başa sarıyoruz acıları…”

(Gençoğlu, 2017)

            İnsanın özü nedir? Sevmek, savaşmak, cinsellik, yalan ya da sadece insan. İnsan, var olduğu andan itibaren birçok şeyle savaşır. Doğar, var olmak için savaşır; büyür, âşık olmak için savaşır; yaşlanır, hayatta kalmak için savaşır. Doğum, yaşam, ölüm ve var olma çabası… İçinde bulunduğumuz hayatta yaşıyor olmak mı insanın özü? Nefes alıyor olmak, her yeni güne gözlerini açabilmek, pes etmeden bir günü bitirebilmek mi yaşamak?

            Yıllardır zamanın döngüsel olduğuna dair onlarca teori üretilmiştir. Doğduğu andan itibaren, döngüsel zamanın ona sunduklarıyla savaşan insan gelişir. Doğduğunda tek savaşı beslenmek olan bir bebek, büyüdükçe farklı yükler taşımak zorunda kalır. İnsan, aldığı her yaşta yeni bir yük alır sırtına. Yaş aldıkça, kendiyle olan savaşı da dünyayla olan savaşı da artar. Duygularıyla, kalbiyle, öfkesiyle tanışır; aşk ile tanışır. İzlediği aşk filmlerini gerçek sanan, toz pembe gözlükleriyle dünyayı seyreden çocuk, bir anda yetişkinlik aynasıyla gerçekleri görür. Döngüsel zaman, insanı döngüsel acılarla tanıştırır. “Artık bitti, yapamam.” dediği anda, yeniden ayağa kalkmak zorunda bırakır insanı. Çünkü canlılar, vahşi doğada nasıl savaşmadan kalamıyorsa, insan da günümüz medeniyetinde savaşmadan var olamaz. Sildiği gözyaşlarını kalkanı yapıp her doğan günde yeniden savaşa girer insan. Üstelik bu savaşta, size gücünüz, güçsüzlüğünüz ya da ne istediğiniz sorulmaz. Yüzme bilip bilmediğiniz sorulmadan, okyanusun ortasında buluverirsiniz kendinizi. Bazen çabaladıkça daha dibe batar, kocaman bir hiçlikte kaybolmak istersiniz.

            İnsanın kendiyle verdiği en büyük savaşlardan biri, kalbinin özünde yatan aşktır. Girmek istemeseniz de sizi alıp öyle bir noktaya getirir ki bu savaş, tüm hayatınızı ve üstüne kurduğunuz doğruları bir anda tersine çevirir. Korkar ya da kaçarsanız yenilirsiniz. Başarırsanız da hayatınızın en güzel galibiyetini kazanırsınız. Verdiğiniz tüm bu savaşlara değecek bir hikâyeyi başlatırsınız. Öyle bir hikayedir ki bu, her insanda farklı renge dönüşür. Kimini sonu olmayan bir karanlığa, kimini ise kocaman bir aydınlığa çeviriverir. Kimi için bir cenaze evi gibi yas, kimi içinse yeni doğan bir bebeğin masumiyeti gibidir aşk. Elinde balonları, tek isteği akülü arabasına binmek olan küçük bir çocuğun içindeki sevinçtir aşk. Kısacası her şeyiyle aşk, insanın hem en büyük yenilgisi, hem de en büyük hediyesidir.

            Yaşam adı verilen bu muharebe, insanın var olduğu ilk andan, son nefesine kadar verdiği bir savaş işte. İnsan ise her gözyaşıyla, kalbini baştan yaratan aşkıyla ve aldığı her yarayla en çetin savaşçı. Verdiği bütün savaşlarla, yani özüyle insan, bu dünya için sadece gelip geçici bir varlık ancak kendi hikâyesi içinde en önemli kahramandır.

Yazar: Eda Nur Ekmekçioğlu

Şiir: Sıla Gençoğlu, “Anlatsam Geçer Mi?”

1 Comment

Add Yours

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.