(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 4 dakikadır.)
Son… Üç harfe sığdırılmış bir bitiştir, son. Hayat ise başlangıçlar ve sonlar arasında kurduğumuz cümleler kadar yazar hikayemizi.
Gün mesela, karanlığın bize yeni başlangıçlar doğurduğu ve yine karanlığın noktaladığı yirmi dört saatlik bir ömürdür. Ne ironik değil mi aslında? Karanlık, hem satır başı hem noktasıdır ömrümüzün. Bazen düşünürüm, “Neden en karanlık zamanın sonrasıdır gün doğumu ya da bazı bitişler neden yüreğimizi siyaha çalarak bembeyaz bir sayfaya geçirir bizi?”
Yıllar geçtikçe ve ben, istemeyerek, büyüdükçe anladım ki bazı sonlar yeni başlangıçlara gebe kalmaz. Her cümle de hikayemize katkı sağlayarak noktalanmaz. Her neden bir sonuca bağlanmaz ve bazı başlangıçlar bazı sonları tamamlamaz. Hayat dediğimiz sevgili dostlar, başlangıçlar ve sonlar arasında kurduğumuz cümleler kadar yazar hikayemizi ve bazen kurduğumuz cümlelerin öznesi olmak bizleri bir yere taşımaz. Yine de genelde, hayatınızın ilerleyen bölümlerinde göreceksiniz ki, bazı bitişler daha güzel başlangıçlara koca bir “Hoş geldin.” demektir.
Satırlarıma hoş geldiniz sevgili dostlar. Bu yılı noktalamak ve yeni bir yılı kucaklamak üzereyken sizlere başlangıçlar ve sonlar arasında birkaç cümle kurmaya geldim. Sanıyorum bu yıl, birçok soru işaretimi noktaladım ve belki sizlerin de sorularına yanıt olabilirim diye kalemi elime aldım, buradayım. Öncelikle itiraf etmeliyim ki önümüzdeki yıl beni biraz korkutuyor. Aylar, bilinmezliği barındıran tuzaklar gibi seriliyken önümde; bugün, bütün açıklığı ile yanımda ve ben de, her insan gibi, bilinmezlikten pek de haz etmiyorum. Bugün, mutluyum, sevdiklerimle çevriliyim ve ne yaptığımı biliyorum ama ya yarın? Yarın kim olacağım, çevrelendiklerimi sevecek miyim ya da mutluluk bana göz kırpacak mı yeniden? Ne çok soru var cevaplanması gereken…
Önümüzdeki yılın bana ne getireceğini bilmiyorum, ben ona ne getiririm hiçbir fikrim yok. Hayatımda hangi hikayeler noktalanacak ya da nasıl bir hikayeye satır başına geçeceğim, onu da bilmiyorum. Yine de bildiğim bir şey varsa sevgili dostlar o da şudur:
Geçenlerde kendime sordum, “Eğer geleceğin nasıl bir şey olacağını bilseydin bugününü aynı hazla yaşamaya devam eder miydin?” Sonra, “Hayır.” dedim kendime. Bir sevgili mesela, ayrılacağımı bilseydim o sevgili için heves besler miydim ya da çabalar mıydım? Ne de olsa eninde sonunda ayrılacağımızın bilincinde, çabalamaz ya da heveslenmezdim. Peki, sevgili ile sonumun çok güzel olacağını bilseydim, hikayelerdeki gibi sonuna kadar mutlu yaşıyor olsaydık ne hissederdim? Zaten onun geleceğimde olacağını bildiğim için çabalamaktan vazgeçebilirdim belki. Ne de olsa gitmeyecek, öyle değil mi?
Demem o ki bir hikayenin sonunu bilmek ve gizemi çözülmüş olarak satırlarını işlemek, güvenli gibi gelse de bugünümün içinde barındırdığı bütün hazzı ve hevesi alırdı elimden. Geleceğe duyduğumuz o tatlı kaygı, korktuğumuz bilinmezlik olmasaydı eğer sonların ne anlamı kalırdı? Sahiden sevgili dostlar, başlar mıydık yeniden, hikayemizi duygularımızla yazmaya devam eder miydik? Eğer bu yazının sonunda ne yazıyor olduğunu bilseydiniz okur muydunuz satırlarımı?
Sevgili dostlar, hayat dediğim gibi, başlangıçlar ve sonlar arasında kurduğumuz cümleler kadar yazar hikayemizi. Evet, önümüzdeki cümlelerde hangi öznelerin olacağını bilmiyoruz, o cümleyi hangi yüklemle noktalarız kestiremiyoruz ama unutmayın: Hikayeler bilinmezliklere gebe olduğu için güzeldir, ne olacağını öğrenmek için okuruz onları. Sizlere, bilinmezlikle dolu cümlelerinizin güzel öznelerle süslendiği ve mutlu yüklemlerle bittiği yeni bir yıl diliyorum.
Korkmayın! Evet, ben de korkuyorum ama yaşamanın tadı da biraz burada. Korkunun, acının, hüznün dahi tadını çıkara çıkara yelken açacaksın yarına. Günün en karanlık vaktinde başlayacaksın hayata. Yüreğinin siyahından çalarak dolduracaksın mürekkebini ve yazacaksın yeni sayfalarını. Bazı cümleleri eksiltili, bazı sonları yarım kabul edeceksin. Hayat dediğini yaşayarak öğreneceksin!
Yeni yılınız kutlu olsun, size apaydınlık bir ömür dilerim.
Son…
Almina Kesler