Veli Olmaya Giriş

Sonbaharın gelişi benim için alerji nöbetleri ve okula dönüş heyecanı ile başlar. İki öğretmenin kızı olarak evdeki hareketlenmenin farkına varır, ilkokulların ne zaman açılacağını kimseden duymadan tahmin edebilirim. Ütülenecekler hazırlanır, kullanılacak ek kitaplar için kırtasiyelerden  örnekler istenir, diğer öğretmenlerle yılın için gerekli hazırlıklar görüşülür, internetten yıllık planlar indirilir kısaca eğitim ve öğretim için gerekli hazırlıklar yapılır. Arada ufak tefek tartışmalar da olur, ütüleri almadın mı, A yayını B’den iyi  ya da e hani fotokopileri eve getirecektin gibi. Burada öğretmenlikle ilgili büyük bir yanlış anlamayı da düzeltmek isterim, öğretmenlik yarım günlük bir iş değildir, benim tecrübelerim öğretmenliğin yarım gün artı akşamları bir iş olduğunu gösterdi.

Tabii ilkokula 1.sınıfa başlanacaksa sınıf listeleri 2 kere kontrol edilir, çünkü veliler kendi araştırmalarına ve isteklerine uygun hoca seçmek isterler ki bu son senelere kadar zaten yapılan bir uygulamaydı. Ancak son senelerde bu duruma yasak getirildi, sınıf listelerinin oluşumu için kura zorunluluğu kondu. Daha popüler daha istenen öğretmenin sınıfında olma adına yasaklar delinmek için mantığıyla Valilik ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü çalışanlarının araya sokulması, müdür yardımcısına yakarışlar gibi hareketler de çoğaldı. Özel okullarda ise hala istenen öğretmen olma adına anasınıfındaki müstakbel mini mini birler ve şık mı şık velileriyle iletişimi yakın tutma eğilimi de açıkça görülüyor. Açıkçası benim görüşüm hem fırsat eşitliği yaratılması için hem de istenen öğretmen olmak ile iyi hoca aynı olmaması gerçeğinden ötürü kuradan yana, özel okullara gelince bence öğretmenin çocuğunuzla iletişiminin kalitesi sizinle olan iletişiminden kat ve kat önemli.

Ben ilkokul öğretmenlerinin gerçek başarılarının öğrencilerinin akademik  başarısından çok hayatlarına nasıl etki ettikleri ile ilgili olduğunu düşünürüm, belki bu düşünceye annem ve babam nedeniyle sahibim. Çünkü bu düşüncemin temelinde kendimin ve çevremin yaşantılarından çok, öğrencilerinin yıllar sonra bile geri dönüşlerinin sayesinde beklenin dışında benim onları değil onların beni gururlandırmasının etkisi daha çok var. Her şeyi doğru yapmadılar ama yaşadıkça öğrendiler diyebildiğim için özellikle mutluyum. Babam genç bir öğretmenken prensip olarak daha katı iken zamanla daha yumuşak bir öğretmene  dönüştüğünü, annemin önceden otuz kişide “En son bu yazıyor.” diye şikayet ettiği öğrencilerden artık benim gibi gelişim geriliği çekebileceğini düşünüp şikayet etmektense çözüm yollarına gitmeye başladığını gördüm. Ha bir de rastladıkları yerlerde onları hatırlamasa da hatırlayan bayramlarda taşındıkları yerlerden hediye yollayan, depremden sonra okula sizin sayenizde tekrar girdim ya da sizin sayenizde devlet parasız yatılıyı kazandım diye anlatan eski  öğrencilerinden. Bazen açıkçası vefaları özellikle öğretmenler gününü kutlamayı unuttuğum zamandaki gibi beni kötü göstermiş olsa ya da sevgileri özellikle babamı bütün çocukluğum boyunca kıskanmama neden olsa da kendi anne ve babam ile ayrı bir gururlanmamı sağladılar. İyi bir öğretmenim demek ve haklı olmak büyük bir başarıdır. Bunu sadece ailem için değil bütün hayatı boyunca tanıdığım kendilerine ayıracakları zamanı öğrencilerine ayıran bütün öğretmenler için geçerli. Tersi örnekleri görerek maalesef bildiğim bir gerçek var. Öğretmenlik eninde sonunda vicdanınızla değerlendirildiğiniz bir iştir

Ama birinci sınıf öğretmeniyseniz bu kendi zamanından çalma durumu sizinle birlikte evde yaşayan herkesin fark edeceği şekilde artar, öğretmenlik kalem kağıt hükmünden çıkıp makas, yapışkan, boya ve süs kare asının hükmüne girer. Ben de annem sayesinde bu sene yine bu duruma  tanık oldum ama bu seferki annem için biraz farklı idi. Yaşadığı boyun fıtığı sıkıntıları ile birinci sınıf alıyor oluşu ve 17 yıl aynı okulda görev yaptıktan sonra yeni bir okulda görev alması onun için tedirginlik verici idi. Bu yüzden okula daha hazırlıklı daha özel gitmek istiyordu. Her çocuğa sınıf sembolü yapmak ve okula hoş geldin hediyesi balon vermek gibi. 31 çocuktan ve 50 yaşlarında bir kadından bahsediyoruz ve tahmin edebileceğiniz gibi balon hazırlama işi bana kaldı. 31 balonu bir arabada kazasız belasız götürme ihtimalimiz sıfıra yakın olduğu için ve okulun ilk gününü  gözlemek istediğimden okula yanında asistanı olarak gittim. Bu asistanlık deneyimi bende çocukların beklentilerimden daha sakin ancak velilerin beklediğimden daha yaygaracı olduğu gerçeğini ortaya çıkardı. Gelişim psikolojisi dersinde  sanıldığının  aksine ebeveynin olmanın doğuştan bir davranış bilgisi ile bizlere verilmediğini, nasıl anne ve baba olacağımızı çocuklar büyürken kendi anne ve babalarımızın etkisi ile öğrendiğimizi biliyordum. Ancak benim hatırladığım kadarıyla veliler eskiden daha sabırlıydı. Benim gördüğüm çoğu veli bir anda çocuğunun okula alışmasını bekliyordu ve onları ilk günden yalnız bırakmaya niyetli idi. Ne yazık ki bu yalnızlık öğretmenlerin ilk güne özel olarak rica ettiği gibi teneffüs sırasında çocuğa eşlik etmemek ama ders sırasında kapıyı açıp çocuğunu izlemek gibi bir yalnızlıktı.

İsimliklerin takılması, ders kitaplarının dağıtımı, veli telefon numaralarının alınması derken 3-4 saati bırakın gözlem yapmayı su bile içemeden geçirdim. İyi ki öyle yapmışım çünkü Sarı lakaplı dünyanın en tatlı suçlusu isimliğini takmadan, kitap dağıtımı sırasından sessizce çıkıp 3 teneffüs diğer annelerin geldiği ve öğretmenlerinin de özellikle belirtiği gibi onu alıp bahçeye çıkarmaya gelmeyen annesini aramak için bahçeye giderken müdür yardımcısına yakalanıp sınıfa teslim edildi. Ben de tam o sırada hazır kitap dağıtımı var su içeyim diye kantine gidecektim ki sınıfta benden başka kimse de yoktu.

İşin kötüsü bazı veliler ismini ve numarasını yazdırmadı, yani Sarı  gibi bir öğrenci kaybolsa ya da herhangi bir şekilde velisine ulaşmak gerekse ulaşılamayacaktı. Çocuğu 5.5 yaşını doldurdu diye getiren ama çocuğu okula uyum sağlamayan ancak bunu kabul etmek istemeyen bir ebeveyn de vardı. Sorun çocuğun hareketli oluşu değil yorgun ve sıkılmış görünmesiyken o zaten hareketlidir diye üsteledi.Okul belli kurallara uyulması beklenen bir kurum her ne kadar 5.5 yaş yeterli olabilse de okula  başlamak için gerekli durumda olup olmadığı  bir uzmana danışılmalı.

Daha çıkmadı inşallah da olmaz gelecek aylarda bizimki niye daha yavaş yazıyor demeye aday Kuran kursu yüzünden Türkçe soldan sağa yazmadan farklı olarak  farklı harflerle ve sağdan sola yazan çocukları “Benim çocuğum zaten okuyor, yazıyor” diyen  ebeveynlerden de çokça öğretmenler tarafından anlatılıyor..Genellikle hırslı olan bu velilerimiz bir dilden diğerine geçişteki sıkıntıyı ya da bu yüzden çocuğunun diğer çocuklardan yavaş olabileceğini kabul etmede genelde başarısız oluyor. Bu sadece Arapça için değil İngilizce ya da bakıcılar tarafından öğretilmesi çok istenen Rusça gibi diller için de geçerli, öğretmenler Türkçe’nin de başkaları tarafından öğretilmesini istemez çünkü okumanın eğitim programına göre ayarlanmış metotları (ses ile okuma ya da kelimenin tamamını çıkarma gibi) var tabii bir de harfin doğru yazımı da var. Kısaca dil öğreniminde eğitimi hangi dile sürdürülecekse ona öncelik verilmeli.   

Bu tecrübeden sonra karar verdim, bence ebeveynler de veli olmaya giriş eğitimi almalı. Bunu kendim için de istiyorum çünkü madalyonun iki yüzü vardır ben dışarıdan gözlemler ve bana anlatılanlar üzerinden,  dışarıdan görürken ebeveynler bu durumu iç yüzünü çocukları ile yaşıyor.Zira genelde iki çocuğun eğitimi ve kişiliği arasındaki olumsuz farklar hala ebeveyn olmaktan veli olmaya geçiş sürecinde ortaya çıkabiliyorlar.

YAZAR: Gözde DEMİR

Gözde Demir

TPÖÇG Blog Yazarı | Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.