Varlığın Kanıtı: Yokluk

“Yas, zamanla kabuk bağlayıp iyileşecek sıradan bir yara değil; her dokunuşta sızlayan yeni bir deri, hayatta kalmayı sağlayan mecburi bir iklimdir.”

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir)

Yas, kaybedilenin ardından dökülen yaşların basit bir toplamı değil; zamanın ve

mekanın bükülerek insanın üzerine çöktüğü o görünmez, devasa yerçekimidir. Bir yokluk

halinden ziyade, nefes kesen, oldukça yoğun bir varlık biçimidir. Eksilen parçanın, geride

kalan her hücrede inatla sızlayarak varlığını yahut yarattığı yokluğu kanıtlama çabasıdır.

İnsan yas tuttuğunda geçmişte yaşamaz; aksine o geçmişi, dondurulmuş ve ebedi bir şimdiki

zaman olarak zihnin tam merkezinde yaşatır. Giden gitmiştir, lakin bıraktığı boşluk o kadar

somut, o kadar hissedilebilirdir ki alınan her yeni nefes o boşluğun keskin kenarlarına

çarparak kanar.

Dışarıda dünya olağan ritminde dönmeye, kalabalıklar akmaya, güneş kayıtsızca

doğup batmaya devam ederken; yas tutan zihnin içindeki saatlerin camı kırılmış, tüm

sarkaçlar durmuştur. Bu, kendi içine çökmüş bir evrende yaşanan varoluşsal bir sürgündür.

Yas, zamanla kabuk bağlayıp iyileşecek sıradan bir yara değil; her dokunuşta sızlayan yeni bir

deri, hayatta kalmayı sağlayan mecburi bir iklimdir. Zira yitirilen şey sadece sevilen bir insan

yahut olgu değil, kişinin dünyayı anlamlandırdığı o biricik merceğin ta kendisidir. O mercek

parçalandığında ise içeri dolan gerçekliğin rüzgarı, insan ruhunu titretir. Bazen taşlar yerinden

oynar ve ısrarla savunduğu koca bir inancın altında ezilir insan. İşte bu sessiz enkazın altında

ciğerlere batan her kesik nefes, acının ta kendisidir.

İnanılanın aksine, zaman acıyı geçirmez; sadece ruh, bu yeni, çorak ve soğuk iklimde

nefes almayı öğrenir. Yas, bir nevi sevginin kafa karışıklığıdır; ve sevgi sahte bir teselli

aramaz. Zira teselli, o muazzam boşluğun ihtişamına ve çekilen acının kutsallığına hakarettir.

O, sadece sessizce kucaklanmayı ve bir ömür boyu, gururla omuzlanmayı talep eder. Haklılığı

yahut haksızlığı daimi bir tartışma konusu olacaktır. Fakat bir gerçek var ki yas işler; ruh ise

bu ağır mirası kuşanır. İnsanın bu boşlukta hizalanması ve yola bu eksiklikle devam etmesi,

artık her türlü tartışmanın ötesinde bir hakikattir.

Eda Demiral

https://pin.it/5yP8jydgt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.