Televizyon İzliyorum Beynim Kapalı

Geçen yine yorucu bir günün ardından eve gelmiş, yemeğimi yemiş, kalan bulaşıkları dünden kalanlarla beraber makineye yerleştirmiştim. Biraz internette takılıp müzik dinledikten kısa bir süre sonra ertesi gün yenilenecek olan internet paketim bitti. Mağazadaki yeni sezon kıyafetleri toplayan ama kredi kartının limiti yetmediği için geri bırakmak zorunda kalan kadının kursağındaki heves gibi kaldım. Acaba internet olmayınca ne yapılırdı? Kitap okusam ama okuldan yeni çıktım. Puzzleımı tamamlasam? Amaan o da bi’ bitmedi. Neyse TV en iyi seçenek şu anda sanırım. Televizyonu açtım. En son 2 hafta önce anneme bir konuda ricada bulunurken daha doğrusu yalvarırken göz ucuyla bakıp tatlılık olsun diye izlediği dizinin birkaç sahnesine yorum yapmıştım. Aradan geçen zamanda acaba neler değişmemişti? Uzaktan kumandayla televizyonu açtım ve zaman öldürmeye başladım.

Dedikodu programı: 3 kişi toplanmış çalkantılı magazin dünyasında kim kimin hakkında konuşmuş, kim kime laf sokmalı tweet atmış, en sonki galada kim ne giymiş; hangisi şık hangisi rüküş konuşuyorlar. Eski sevgilisiyle aynı mekanda bulunup hiç konuşmayanlar, “Sadece arkadaşız.” dediği modelle sahilde güneşlenenler, 1 ay önce kavga ettiği kişinin doğum gününden dönenler… Anlam veremediğim şekilde kendilerine dert edinmiş hararetli bir şekilde yorumluyorlar. Bahsettikleri kişilerin nasıl davranması gerektiğini, nerede bulunması gerektiğini, ne giymesi gerektiğini tek doğru söyledikleriymişçesine anlatıyorlar. Kendi yorumlarının ve fikirlerinin doğruluğundan o kadar eminler ki yüzlerinden okunuyor kararlılıkları, sıkıldım.  Tanımadığım ve ilgilenmediğim burjuvaların hayatını izlemek gereksiz geldi kanalı değiştirdim.

Kadın programı: Aşırı neşeli bir sunucu, farklı zamanlarda gelen ve her şeyi bilen uzman konuklar, sunucunun çok sevdiği reji ve arkada yemek yapan bir aşçı. Önce nasıl spor yapılması gerektiği anlatılıyor ve ekranda konuklarla beraber hoplaya zıplamaya nefes nefese spor yapılıyor. Sonra arkadaki aşçıya dönüp karamelli kakaolu ama az kalorili pasta yapımı öğreniliyor, tarif ekranın yanına yansıtılıyor. Aşçıyla iş bitince bu sefer uzman konuklardan sağlık, psikoloji veya kendi stilini oluşturmayla ilgili bilgiler alınıyor. Sunucu 5 dakikada bir uzmanı durdurup rejiyle şakalaşıyor, konuklardan yorum alıyor. Konuklar uzmanlardan daha uzman. Telefonla bağlanan ve o anda konuşulan konudan bağımsız kocasından dert yanan, kaynanasını anlatan, çocuğundan bahseden kadınlar da cabası. Sanırım sonuna kadar izleyemeyeceğim.

Siyasi tartışma programı: Kanalı değiştirir değiştirmez tövbe bismillah bir kavganın içine düştüm. 4 yetişkin beyefendi 70 desibel ses tonuyla birbirlerinin üzerine yürümemek için kendini zor tutuyor. Biri A partisinin ülke için yaptığı icraatları ve dış politikadaki üstün başarılı hamlelerini anlatırken diğeri B partisinin ülkenin başına geçerse bir yılda yirmi yıllık iş yapacağını vaat ediyor. C partisi temsilcisi diğer iki temsilciyi yeriyor, vaatte bulunamadan sözü kesiliyor ve tekrar bir hır gür başlıyor. Zavallı sunucu konukları susturmakta ve programı düzene sokmakta o kadar zorlanıyor ki sık sık reklam arası veriyor ya da müdahalede bulunuyor. Asla birbirinin düşüncesini kabul etmeyecek ve birbirine saygı duymayacak insanları bir araya getirmenin mantıksızlığını çözebilse belki de mesleğine farklı bir programda devam edecek ama o da azimli. Bu 4 beyefendiyi uzlaştırmakta kararlı. Ne diyelim? Allah yardımcısı olsun.

Siz benim tarzıma kurban olun programı: Son 5-6 yılın baş belası. Giderek kalitesizleşen ve seyirci oranı artan, kızların katılmak için delirdiği ve tarz olduğunu işi gücü bırakıp kendini izleyen 70 milyona kanıtlamak istediği bir program. Değişik değişik, absürd kıyafetlerle geliyorlar ki sokakta o kıyafetleri giyen kız pek görmedim, sanırım fakir bir mahallede yaşıyorum. Sunucu da bilerek birbirlerine yorum yaptırıyor. Sanırım genellikle de kavgalı olanlara söz hakkı veriyor. Kızlar da ekranlarda kullanılabilecek son sınırdaki kelimelerle birbirlerinin kıyafetinden çok karakterine laf atıyorlar. Sosyal paylaşım sitelerindeki husumeti yarışmaya taşıyıp bir kavga konusu daha sağlıyorlar. Sonra söz jüriye geçiyor. Ve program aynı çılgınlığıyla her ekranı açtığımda farklı bir kanalda yanı konseptle devam ediyor. Kendi tarzımı sorgulamaya başlayıp bir çılgınlık yapmadan kanalı değiştirdim.

Evlendirmezsem küserim programı: Aslında görür görmez değiştirmem gerekirdi ama istemsizce durdum. “On dakika bakayım.” dedim. Hayatımın en boşa giden on dakikasıydı. Bir kadın, bir erkek, arada paravan. Birbirlerine sorular soruyorlar. Mal varlığını soruyor, hayat felsefesini öğreniyor, evlilikten beklentisini ölçüyor. Genellikle eş adaylarının zengin olması lazım, kıskanç olmaması lazım, en önemlisi de en az iki haftalık polemik malzemesi çıkarması lazım. Bir süre konuştuktan sonra paravan açılmadan önce locadan yorum istiyorlar. Sıradan yorumların dışında dikkatimi çeken talip olunan kişiyle locadaki biri arasında geçen flörtleşme. Birbirlerinin adaylarına çamur atıyorlar. ‘Sen evlenemezsin’ deyip bir bakış atıyor. Diğeri alttan alttan gülümsüyor, sürekli süzüyor. Talip gelen kişi de onları izliyor. Gıkı da çıkmıyor garibimin. Ya durumun farkında değil ya da amacı farklı. Paravan açılınca da mütemadiyen elektrik alamıyorlar. Talip gelen kişi de diğer adaylarını beklemek için locaya geçmek istiyor ve geri kalan hayatını programda geçiriyor. Bir yıldır programa gelip giden bile var. Flörtleşirlerken sadakatini göstermek için laf arasında söyledi. Bir yılda yoldan geçen karşı cinsi çevirse belki de şimdi çocuğu olurdu. Ama o programa gelip elektrik alabileceği birini bekliyor. Evlenmeyi de henüz düşünmediğimden bunu da geçtim.

Umudumu yitirmek üzereyken çizgi filme denk geldim. Yeni nesil çizgi filmler hiç de zevkli değildi. Koşuşturan Tom ve Jerry yoktu artık. ‘Naber cınım’ diyip havucu sevdiren Bugs Bunny de. Beyaz karakteri kendinden emin bir şekilde gıcık eden ve çok güzel müziği olan Pembe Panter de. Diğer faciaları düşününce en iyisinin bu olduğuna karar verdim. İki ekmek alıp eve giden Pepee kötünün iyisi olarak belli bir süreliğine gönlümde yerini aldı. Bir dahaki sefere televizyona asla yanaşmayıp kendime başka bir uğraş bulacağıma söz verdim.

YAZAR: Ayşe ŞAMLIOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.