Çoğumuz bazı insanların zamanla tanıdığımızdan farklılaştığını, karşı tarafın bize sunduğu kişilik tipinin nasıl değiştiğine tanık oluruz. Bu insanların davranışları, hareketleri ya da size yönelik söylemleri çeşitli etmenlerden dolayı değişebiliyor. Mesela sizden artık faydalanamıyor olabilir. Size karşı iyi davranmak zorunda kaldığı konumdan çıkabilir. Kişi narsisistik bir yapıdaysa mükemmeliyetçilik ile doldurmak ihtiyacı hissettiği kendi boşluğu ortaya çıktığında dişlerini gösterebilir ve böylece kendi yapay benliği yerine gerçek benliği ortaya çıkabilir. Bir insanın göründüğünden, tanındığından neden farklı davrandığı konusunda çok çeşitli sebepler sayabilirsiniz. Tabi bir de bunun diğer tarafı var. Sizin kanınızın ısınmadığı, ön yargılarınızın oluşturduğu insan tipinden farklı olarak davranış gösteren bir insanla karşılaştığınız da yine aynı ruh durumla ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Fakat ikisi farklı şeyler. Çünkü önyargılarınıza göre belirlediğiniz insanın size sunduğu bir şey yok. Ama diğer taraftaki kişinin ise size sunduğu bir benliği var. İyi nesnenin kötü nesneye ya da kötü nesnenin iyi nesneye dönüştüğü zamanlar insanlar için en zor zamanlardır. Ve böyle durumlarda kimi insan kendini suçlar ya da kendine kızar. Hepinizin bu konu hakkında yaşadığı kişisel acı deneyimler ya da hayal kırıklıkları vardır. Fakat bana göre insanların gerçek benliklerinden uzaklaşarak iyi olma zorunluluğundan dolayı yapay bir benlik ile hareket etmelerinden kaynaklanıyor. Çünkü hep dediğimiz gibi, süper-ego yani toplumun ahlaki ve düzen kuralları insanda her zaman kaygı yaratır. Çünkü o insanın o topluma ihtiyacı var ve bu topluma kabul görmeme kaygısından kurtulmak için olmadıkları insanlar gibi davranırlar. Dürtülerini, yaşama arzusunu ve bunun için bencilliğini, aşağılık kompleksini, kendinde olan eksikliğini saklamaya çalışır. Ve çoğu insan kendini dürüst, zeki, kibar ve merhametli görmek ister. Bunun hiç bir sakıncası ya da yanlış bir tarafı yok ama bunları bir maske olarak kullanarak hareket ederlerse tehlikeli ve yıkıcı olabilir. Çoğu kişi ilk karşılaşmalarda da karşı tarafa bunları bürünerek sunar kendini.
Kişide görünen iyi ile davranışlarına yansıyan ‘’iyi’’ zamanla değişebilir.. İnsan dürtüsel olarak hareket etmeye başlar doğduğunda. Sonra gerçeklerle karşılaştığında egosu sonra ebeveyn yasaları ile süperegosu gelişir. Toplumsal olaylar karşısında id-ego-süperego sistemini ne ölçüde dengeleyebildiği kendi ile ilgilidir. Çünkü dürtüsel olarak hemen elde etme ve yapma isteği yüzünden sandığınız kibar insanın içinden bir canavar çıkarabilmektedir. İnsanın içinde bulunan ve bastırmak zorunda kaldığı haset, açgözlülük ve kıskançlık duyguları yüzünden hiç ummadığınız bir anda arkanızdan bir darbe gelebilir. Güvendiğiniz ve kendisinden emin olduğunuz birine onda olmayan bir şeyi emanet ettiğinizi ve o şeyin onun tarafından sahip olma dürtüsü ile alıkonulması gibi olaylar olur. Ya da yan yana çalıştığınız ‘’iş’’ arkadaşınızın ayağınızı kaydırarak içindeki aşağılık kompleksini bastırmak için en iyi ve en güçlü olma arzusu yüzünden kendinizi işin dışında onu şirketin başında görebilirsiniz. Bu toplumsal ahlakı kişinin ne kadar içselleştirdiği ile ilgidir. Kendinde oluşması gereken ahlak, ebeveynin sunduğu ahlak yasası ile toplumun sunduğu ahlak yasası ne kadar örtüşürse ve bu toplumun ya da ebeveynin sunuşunun şekli zorlamaya dayamadan içselleştirmeci olursa o kadar kuvvetli olur. Aksi halde zorla dayatılan bir ahlak unsuru eninde sonunda kişide iç bunalıma ya da ilk fırsatta dürtüsel davranışa iter. Bunların hepsi bize insanoğlunun masum olduğu safsatasının yalan olduğunu gösterir. Dürtülerimiz ile hareket eder ihtiyaçlarımıza göre şekil alırız. Tıpkı diğer canlılar gibi. Ve diğerlerinden bizi ayırt eden şey ahlak yapımız. Eğer öyle olmasaydı öteki canlılar gibi birbirimizi yer, temel ihtiyaçlarımız için arkadaşlarımızla olurduk.
Sonuç olarak insan ilk göründüğünde oluşan davranışlarla sonradan edindiği davranışlar farklılık gösterir. İnsan zaten karanlık ve o dile getirmediği sürece düşünceleri görünemeyen bir varlıktır. Dünyanın bu kadar kaotik olmasının nedeni ise budur. İnsan davranışları ön göremezsiniz. Birden bire yapmam dediğiniz şeyin içinde bulabilirsiniz kendinizi. Ve elbette bu kimseye güvenmememiz anlamına gelmemekte. Arkadaşlar edinip yine güveniriz. Güvenme duygusuna muhtacız. İlk dünyaya geldiğinizde size bakan kişiye güvenmek istersiniz. Bu da hayatta kalmak için dürtüseldir. Diğer saydığımız bütün duygular gibi. İnsanoğluna dürtüsü ile ahlakı arasındaki savaşta başarılar.
YAZAR: Batuhan UÇAR
TPÖÇG Blog Yazarı | Gelişim Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi