Peki ya senin şarkın?

Kimi zaman bir plakta, cızırtılı seslerle sana karışan, sana dokunan, ruhunu zedeleyen, geçmişini kurcalayan, yaramaz bir çocuk gibi misafirlerin önünde, odandaki eşyaları bulup bulup sana getiren bir şarkı.

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakikadır.)

(Yazar tarafından size armağan edilmiş parça: İstanbul Duo – Eternity and A Day & By The Sea) 

Biraz hüzünlü, biraz gülmeli bir şarkı. Biraz acı, biraz tatlı da bir şarkı. Biraz yarım, biraz tam bir şarkı. Sonra, belki biraz karışık, bazen de inadına düz bir şarkı. Sözleri anlamak istediğin gibi bir şarkı. Elini tutup nereye götürmek istersen, oraya seninle gelecek bir şarkı. Bu bir şarkı; ama bazen dinleyemediğin, bazen de dinlemek istesen de, kafandaki kalabalığın sesinden duyamadığın bir şarkı. Kimi zaman bir plakta, cızırtılı seslerle sana karışan, sana dokunan, ruhunu zedeleyen, geçmişini kurcalayan, yaramaz bir çocuk gibi misafirlerin önünde, odandaki eşyaları bulup bulup sana getiren bir şarkı. Canını yakan, yüzün ne kadar gülse de gözlerinden ne yapsan da bir türlü silinmeyen kırgın bakışları yaşlarla mezelendiren, seni sana kırdıran ve sana seni hatırlatan bir şarkı. Bu, hayatının şarkısı.

  Sözleri sana ait, melodi yaşadıklarına, ritmi akıp giden hayatının akışına ve ne hissettirdiği, senin bu kocaman hayatta ne hissetmeyi seçtiğine ait.Seçim mi?” dediğini duyar gibiyim. Doğmak, var olmak, bir eve dahil olmak ve bir insan topluluğunun parçası olmak, sanki senin seçiminmiş gibi bir de seçimden bahsettik. Başkalarının hayatlarını biz, bizim hayatlarımızı da başkaları yaşıyorken, hiçbir seçimin bize ait olmadığını bilerek, yine de bu kelimeyi kullanmaya devam etmek istedim, bir ‘seçim’ yaparak.

Ben, hayatta yaptığımız küçücük şeylerin bile, bir şekilde birini etkilediğine inanan birisiyim. Örneğin bu sabah, evde, okulda, markette, kahvecide, ekmek almaya giderken ya da her neredeyseniz, eğer bulunduğunuz yerde değil de başka bir yerde olsaydınız, dünyanın o andan sonraki bütün işleyişini değiştirmiş olabilirdiniz. Bu, sizce de muhteşem bir şey değil mi? Hem muhteşem, hem de bi o kadar ürkünç benim adıma. Mesela bir gün sokağa çıktığınızda, bağcığınız çözülmüş olsaydı da, biri size “Merhaba, bağcığınız çözülmüş. Dikkat edin, düşebilirsiniz.” deseydi ve o insanla tanışmış olsaydınız, belki de yarım kalmışlıklarınızı tamamlayan birini katmış olabilirdiniz hayatınıza. Veya yine bir akşam, günün yorgunluğuyla eve dönerken, köşedeki marketten değil de manavdan alışveriş yapsaydınız, yanlışlıkla çarptığınız birinden özür dilemiş olamazdınız. Ve günler sonra, yine aynı manavdan iki kilo mandalina alırken, “Aa o sizdiniz..” deyip sohbet edebileceğiniz birisi olmayabilirdi hayatınızda. Ya da tam karşıdan karşıya geçeceğiniz bir sırada kırmızı ışık yanmış olsaydı da, durduğunuz kaldırımdan yoldan geçen arabalara baksaydınız, camdan göz göze geldiğiniz bir insanın dışarıya bakan anlamlı bakışlarına şahit olamayabilirdiniz.

Şu cümleye değin hep insanlı örnekler verdim belki, çünkü yaşadığımız bu ‘hayatımsı’ şeyde en ihtiyacımız olan şeyin, sessizliğinizdeki konuşmayı duyan birinin varlığı olduğuna inanıyorum. Bu yüzden ne mutlu siz konuşurken anlattıklarınızı değil, anlatamadıklarınızı dinleyen insanlara…

  Her şey birbirine bu kadar bağlıyken, herkesin hikayesi birbiriyle bu kadar alakalıyken ve herkesin şarkısı birbirine bu kadar karışmışken, nasıl oluyor da bazen birbirimizden bu kadar uzakta kalabiliyoruz, bilmiyorum. Fakat bildiğim bir şey var. Güzel bir müzik, dinlemek çoğu zaman beraberinde büyük bir orkestranın varlığını getirir. Ama dünyanın bütün orkestraları da bir araya gelse, bir orkestra şefi olmadan yaptıkları müzik, uğultudan ibaret olur yalnızca. İşte burada, aynı hayatta olduğu gibi, yaşadığımız şeyleri biz seçemesek de onları yaşarken ne hissedeceğimizi seçmek bizim elimizde. Her şeyi bir kenara bırakıp “Durun ya bi dakika bu benim hayatım, yaşadığım bu an sadece bana dair. Ben şu saniyeyi kavanoza koyup kışlık yapıp saklayamayacağım..”’ demedikten sonra, şu bize bahşedilmiş hayat, bir film gibi izlediğimiz ama yaşamadığımız ve şefsiz bir orkestra gibi müzik çalan ama ‘uğultu yapan’ bir şey olarak kalır yalnızca.

Ne sahneler bize ait olur, ne de müzik.

 Son zamanlarda benim şarkım, düşüncelerimin uğultusundan duyulmaz olsa da, yeni yeni duymaya başladığım kadarıyla bir yer açıp geldim buraya, peki ya senin şarkın ne durumda?

Yazar: Beyza Küçük

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.