Oku-Dinle-İzle: Ağustos Ayı

Her ay evinize misafir olan Oku-Dinle-İzle ağustos ayında da kapınızı açmaktan çekinmeyeceğiniz önerileriyle kapınızda! Patlamış mısırlarımız tamamsa bu ayın film önerisi “Mandy ”, bir elinizde kahveniz diğer elinizde de bu ayın kitap önerisi olan ” Yalanın Siyaseti-Yalın Alpay”, oyun önerisi olan ‘Vampyr”, podcast önerimiz olan ‘’Sinemasal Delilik Öyküleri’’ yazarımız Mert Çetli’nin kaleminden sizlerle. Yazıya gönderiyi yana kaydırarak ulaşabilirsiniz. Keyifli okumalar.

Kitap: Yalanın Siyaseti

Yalan, insanlıkla varolagelmiş bir olgu. Yalan; gerçeği yaratabilecek en önemli güçlerden ve bunu manipüle etme gücüne sahip olanlar; çağın kendi gerçeğini de yaratabilirler. Yalan aslında hep vardı ve hiç değişmedi, esasında yalana verdiğimiz tepkiler değişti. Toplumsal bağlamda ele aldığımız vakit yalanın bugünkü işlevi kitlelerin inanacağı hakikatler yaratmak. Gerçek, sahip olduğu gücü günümüzde artık inancın üzerine bindirmiş vaziyette. Çağımızda asıl olan gerçeğin ne olduğundan ziyade sizin inanmayı seçtiğiniz bilgi hakikat oluyor. Her birimiz kendi gerçeklerimizi yaratıyoruz artık ve bunu yaparken de kendimizi yeni medyalarımızın güvenilir kollarına bırakıyoruz. Bilgi çöplüğünün içinde bizi güvende hissettirecek gerçeklerimizi alarak etrafımıza duvar örüyoruz. Yalın Alpay kendi dili ve üslubuyla bu kitapta yaşadığımız hakikat sonrası çağın çok başarılı bir resmini çiziyor.

Film: Mandy

Nicolas Cage’i hatırlayanınız vardır diye düşünüyorum, kendisi hayatı ve kariyeriyle oldukça sıra dışı bir portre çizdi bugüne dek. Nitekim geldiğimiz noktada Nicolas Cage Oscar, ödüllü bir oyuncu olarak kendi kariyerini en kibar tabiriyle farklı bir yöne doğru çevirdi. Nicolas Cage oyunculuğunu nasıl bulursunuz orası sizin takdiriniz fakat uzun bir süreden sonra kendisi onu sevenlerin tatmin olacağı bir yapımla karşımıza çıktı. Mandy filmini kelimelerle tasvir edebilmek inanın çok zor ve bu da aslında filmin Nicolas Cage’den sonraki en büyük kozunu ortaya koyuyor. O koz görsellik kesinlikle. Mandy en temelde ne anlattığından çok nasıl anlattığına bakmanız gereken bir film zira filmin görselliğini oluşturan renk tonundan kamera açıları ve hareketlerine değin hemen her şey çok yaratıcı tercihlerle bezeli. Deliliğin sınırlarında gezen bir eser Mandy ve bunu yalnızca öykünün kendisi için değil ışık seçiminden oyunculuklarına kadar hissedebiliyorsunuz. Filmde oldukça vahşi ve kanlı sekanslar olduğunu da söylemeden geçmemek lazım zira zaman zaman huzursuzluk yaratan bu sekanslar Mandy’nin görsel diliyle de birlikte son derece rahatsız edici olabiliyor ancak tüm bunları da yine bir sinema estetiğinin yansıması olarak görmek gerek. Bir metal müziğin adeta sinematik bir dile dönüşmesi gibi olan bu yapımı mutlaka deneyimlemelisiniz. 


Podcast: Sinemasal Delilik Öyküleri

Sinemayı icra edenlerin kısmı her zaman ilgimi çeken bir konu olmuştur. Biraz araştırıp baktığınız bir filmin yapım sürecinin bile ortaya eşi görülmemiş kaotik bir filme dönüşebileceğini görüyorsunuz. Fikir edinmek ve sinema dünyasının kamera arkasını öğrenmek için mutlaka dinlemeniz gereken bir podcast serisi var karşınızda. 

Oyun: VAMPYR


Bu ay çok tarzım olmasa da korku janrındaki eserlerle karşınızdayım. Esasında korku benim çok önyargıyla yaklaştığım bir janra. Buna rağmen Vampyr oyununu oturup baştan sona oynayabildim. Şunu söyleyebilirim ki vampir külliyatından epeyce bir zamandır uzak kalmış biri olarak bana vampir dünyalarını ne denli özlediğimi fark ettirdi. Vampyr bir rol yapma oyunu temelde yani oyun içerisinde yaptığınız seçimlerle oyunun gidişatını değiştirebilirsiniz. Bu konuda ne denli başarılı olduğu tartışmalı oyunun zira aslında rol yapma oyunundan ziyade rol yapma mekaniklerinin de içinde olduğu bir oyun havasını daha çok veriyor. Öte yandan aksiyon da oyunun önemli bir parçası ve bu noktada oyunun dövüş mekaniklerine bakmak gerekiyor. Vampyr burada da çok başarılı olmasa da bence sınıfı geçiyor. Zaman zaman tekrara düştüğü bir gerçek ve çeşitlilik anlamında da haliyle zayıf kalıyor. Peki, tüm bunların yanı sıra bu oyunu burada taktirinize sunmamın sebebine gelelim. Bunun cevabı ise kesinlikle atmosfer. Oyun; Londra’nın soğuk kasvetli ve karanlık mekanlarında geçiyor ve öylesine içine kapıldığınız bir dünya oluyor ki bu oyunun eksiklerini çoğu zaman hissetmiyorsunuz bile. Oyunu kendi sonunuzla bitirdikten sonra diğer sonlara bakmayı ihmal etmeyin.

Yazar: Mert Çetli

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.