(Bu yazının okunması yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)
Kalemle kağıdın birleştiği yerdeyim. Hayat beni zerrelerime ayırmak istiyor bu gece. Dün gelen mektubu daha biraz önce okuyabildim. Korkularım ağır bastı, elime almaktan bile çekindim. Ama biliyordum ki ne kadar kaçarsam kaçayım elbet ona yakalanacaktım. O yüzden de “Ne olacaksa olsun artık!” dedim ve yüzleştim gelenle.
Beklediğim gibiydi, hatta daha da fazlasıydı. Acı doluydu, her bir tarafından öfke damlaları akıyordu. Sinirleneceğini biliyordum ama bu kadarını tahmin etmemiştim. Onu bu kadar çok kırdığımın farkında değildim. Keşke farkında olsaydım ve bunları ona yaşatmasaydım.
Onu üzmek istememiştim. Kim onun gibi birini üzmek ister ki zaten? Kim öyle birinin canını acıtmak ister? Ben istemem ama yaptım. Hep istemediğim şeyler yaptım. Ben ne kadar çok dikkat etmeye çabalasam da etraf hep kırılıp döküldü. Önem verdiğim her şeyi elime yüzüme bulaştırdım.
İyi biri değilim, olmak için çok uğraştım. En azından birilerinin bu hayattaki tutunacakları dal olayım dedim ama tek hamlede kırıldım. İşin kötüsü yanımda onları da götürdüm. Dayanak olmayı hedeflerken kendimi kaygan zemin olarak buldum. Keşke kafamın üzerinde bir ünlem işareti olsaydı. Böylelikle daha dikkatli olurlardı. Daha az canları yanar, olacaklara ilgili bir ön fikirleri olurdu. Ama yok ve her defasında düşenler giderek daha da artıyor.
Şaşırdım biliyor musunuz? Onun diğerlerinden daha farklı olduğunu içten içe biliyordum ama bunu yapacak bir tarafının olduğunu tahmin etmiyordum. Beni tanımış, çoğu hareketime dikkat etmiş. Benimle korkutucu bir yakınlık kurmuş. Bana bu kadar fazla yaklaşmış olması sinirime dokunmuyor değil.
Canını yaktım, canımı yakmak istemesi çok normal. Bağırır çağırır, küfreder, bela okur, yüzüme tükürür, bir de en sonda bir tokatla taçlandırır ve son. Perde yeni biri gelene kadar kapalı durur. Ama bu seferki böyle olmadı. Hiç karşıma geçmedi, ağlamadı, bağırmadı, sözleri kulaklarıma değmedi. Daha da kötüsünü yaptı. Beni çözmüş olduğunu fazlasıyla gösterdi.
Diğerlerinin bana ne söylediklerini gram hatırlamıyorum. Daha o an hepsini unuttum. Dilden düşen sözler kalbime uğramadan terk etti beni. Hedefleri kalbimi delmekti fakat yanına bile yaklaşamadan yok oldular. Ama bu seferki hedefi tam on ikiden vurdu. Kalemden akanlar yolu ezbere biliyormuşçasına soluğu orada aldı.
Benimki mürekkep yarası istesen de kapatamazsın. Unutmak şöyle dursun, kaçamazsın. Uykular mı? Dalamazsın ki! Zihninde hep aynı sahne, gözlerinin önünde tek tek okuduğun her cümle, bekçiler her yerde nöbette. Nereye gitsen oradalar. Nefes mi? Artık yok, “Önceki aldıklarına say.” diyorlar. “Ahını aldıkların hala nefessiz.”
Hak ettim, biliyorum. Bir gün bunun olacağını da biliyordum. Birinin dünyamı tepetaklak edeceğini ve o günden sonra hiçbir şeyin aynı devam etmeyeceğini de biliyordum. Dağıldım, hiç beklemediğim kadar çok dağıldım. Ne kadar çok bir şeyleri öngörsem de yaşamak bir başkaymış. İçinde bulunmak zihninde kurduklarına benzemiyormuş. Çok iyi öğrendim. Mürekkep yarası ne yaparsan yap hiçbir zaman silinmezmiş. Dünya dönmeyi bıraksa da o hep seninleymiş.
İrem Avşar