Kuleli

“Tıpkı o hayran olduğum görkemli müzelerin yıllanmış taşları gibi sağlam, köklü ve yıllandıkça değerine değer katan upuzun, çok güzel bir ömrün olsun. İyi ki varsın Kuleli!”

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)

Yazıya geçmeden önce arka planda “Ankara Rüzgarı” şarkısını açmanızı ve bu rüzgârın

sizlere de esmesini dilerim.

Bitmeyecek bir hikaye Kuleli’yle başlar…

Bazı mekânlar vardır, insan sadece orada durduğunda gerçekten nefes aldığını, ruhunun

iyileştiğini hisseder. Benim için de Kuleli böyle bir yer. Ne zaman kendimi sıfırlamam ve

kendi içime dönmem gerekirse, adımlarım beni hep o tanıdık yere götürür. Sahildeki o

kalabalık banklar yerine, arkadaki parkın kalbinde saklanmış o dingin banka otururum.

Başımı kaldırıp üstümdeki o devasa ağaca baktığımda, dalların gökyüzüne uzanan boyu ilk

başta çok uzak, ulaşılması imkânsız bir sonsuzluk gibi gelir. Fakat gövdesindeki o sağlam ve

sessiz duruşu izledikçe kalbime sızan his bambaşkadır. O ağaç benden çok yukarıda olsa da

şefkatli gölgesiyle beni sarar, yalnız olmadığımı fısıldar.

Kuleli benim için umudun ve sevgilerin yeniden doğuşudur. Güneş sanki Kuleli’den doğar,

günü aşkla büyüttükten sonra yine o suların üzerinde kızararak batar. Hayattaki pek çok

şeyin, eksik kalan her duygunun anlamı tam da o noktada tamamlanır. Ben oldum olası o

görkemli, yaşanmışlığı olan taşları, geçmişin izlerini taşıyan anlamlı dokuları çok

sevmişimdir. Tıpkı Rahmi Koç Müzesi’nin o nostaljik ruhu, Dolmabahçe Müzesi’nin eşsiz

zarafeti ya da Harbiye Müzesi’nin o ihtişamlı duruşu gibi… Buraların asıl anlamı yalnızca

dışarıdan görünen güzelliklerinde değil; yıllara meydan okuyan o kalın duvarlarında, yorgun

ama mağrur taşlarında gizlidir. Yapımında, temelindeki her bir taşın harcında büyük bir emek,

sarsılmaz bir bağ vardır ve ortaya çıkan o muazzam eser, zamana karşı hep korunur, şefkatle

kollanır. Çünkü bazı mekânlar sadece taştan ibaret değildir; bir ruhu, sakladıkları bir sırrı ve

usulca fısıldadıkları aşkları vardır. Tıpkı zamana direnen o kadim duvarlar gibi, hayatın

fırtınasına göğüs gerip sığınak olan sarsılmaz bir bağın hikâyesidir bu…

Öyle sağlamdır ki bu temeller; ne kopan sert fırtınalar ne de dinmek bilmeyen sağanaklar

sarsabilir o duvarları. Aksine, yağmurlu bir günde o tarihi taşların toprakla birleşen kokusu

havaya karıştığında, gökyüzünden süzülen her bir damla o duvarlara usulca dokunduğunda

ortaya tarifsiz bir romantizm çıkar. Yağmurun cama vuran o huzurlu ritmi eşliğinde, o

sarsılmaz duvarların ardında güvende hissetmek paha biçilemezdir.

İşte dışarıdaki şehrin uğultusu kesilip o huzurlu, sessiz atmosfere geçtiğinizde zaman durur. O

güvenli taş duvarların ardındaki küçük bir masada oturup, elinde dumanı tüten bir kahve

tutmak… O kahvenin kokusu Boğaz’ın tuzlu rüzgârına, taşların o nemli ve yağmurlu

kokusuna karışırken hırçın ama bir o kadar büyüleyici maviliği izlemek bambaşka bir

duygudur.

Bu anı asıl eşsiz kılan şey ise yalnızca denizin ya da yağmurun güzelliği değil, o manzaraya,

sonsuzluğa doğru sevdiğin biriyle yan yana bakabilmektir. Hiç konuşmadan, sadecegözlerdeki tebessümle dalgaların üzerindeki yansımaları izleyip hayal kurmak… Yanındaki

insanın varlığından süzülen o tarifsiz dinginlik, kahvenin her yudumunda bütün ruhunu

kaplar. Bazen tatlı bir anı paylaşırsın; tavukgöğsünün içinden çıkan o tiftiği, söylenerek değil

de yüzünde kocaman, şefkatli bir gülümsemeyle anlatmanın hafifliğini yaşarsın. Dünyanın

bütün telaşı, fırtınası, yağmuru bir kenarda kalır; sadece deniz, kahve kokusu ve yan yana

durmanın getirdiği o sessiz, derin ve sarsılmaz yakınlık vardır.

Tıpkı her yıl aynı günde doğarak dünyaya yepyeni bir umut getiren o özel an gibi, Kuleli de

hayatın sunduğu en güzel mucizelerden biridir. Güneşin doğuşu nasıl çevresine ışık verip her

yeri ısıtırsa, doğru zamanda hayatımıza dokunan doğru enerjiler de dünyamızı işte böyle

güzelleştirir. Kuleli’deki bu his, yeni yaşların ve filizlenen yeni başlangıçların ne kadar

kıymetli olduğunu kalbimize fısıldar.

Güneş Kuleli’den doğmaya, orada batmaya ve her şeyi o eşsiz güzellikte tamamlamaya

devam ettikçe umut ve sevgi de hep var olacak. Hayatın ışığı o gözlerden hiç eksilmesin,

doğan her yeni gün zihnine berraklık, kalbine sonsuz bir huzur getirsin. Çünkü Kuleli’de

başlayan her hikâye, en güzel şekilde, sevgiyle tamamlanır.

Tıpkı o hayran olduğum görkemli müzelerin yıllanmış taşları gibi sağlam, köklü ve

yıllandıkça değerine değer katan upuzun, çok güzel bir ömrün olsun. İyi ki varsın Kuleli!

Genel Sekreter’in Kaleminden: Dilşad Top

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.