Klasik Öğrenci

Klasik Öğrenci

Yanımda neden şarj aleti taşımıyorum? Bu soruyu kendime ilk defa sormuyorum. Hesaba katmadığım anlık olaylar geleceğimi oldukça çok etkiliyor ama insanoğlu bu -insan mı oğlu?- her şeyi düşünse bile her şeye yetişemiyor. Yine o her şeye yetişemediğim günlerden birinde öğrenci evimizin elektrik faturasını her zamanki gibi son güne bırakmıştım. Öğrenciler olarak ya ilahi bir güç tarafından buna itiliyorduk ya da kolektif bilinçdışına göre öğrenci atalarımız da böyle yapıyordu. Birden çok sebep olabilir bu davranışa ama bu iki sebep arasında Carl Jung daha haklı gözüküyor. Bir öğrenci dostu banka tarafından -öğrencilere kart aidatı yok!- diye verilen kredi kartımdan faturayı yatırmaya çalışsam da boş akbil gibi yetersiz bakiye uyarısı alıyordum. Güne öğleden sonra saat 4 gibi uyandığımdan fatura ödeme merkezine gitmem için yürüyen uçak olmam gerekirdi. Teknoloji o kadar gelişmemişti fakat faturayı ödemediğim anda elektriklerin kesilmesi pek mümkündü. Vay yine mi keder ama artık yeter!Tahmin ettiğim gibi evin elektrikleri kesildi. Dünyanın bütün ışıkları söndü gitti seninle beraber sayın elektriğim, hoşça kal. Elektrikler yoksa ben de yokum diyerek kirası yaklaşan evimden dışarıya attım kendimi. İyi ki Agorafobi’ye sahip değildim. Agarafobi’nin bir anksiyete bozukluğu olduğunu biliyor ama kaçıncı DSM kitabında tanımlandığını bilmiyordum.Hayat sokaktaydı, şiirde sokaktaydı, pilavcılar, tavuk dönerciler, tinerciler, insanlar sokaktaydı. Metrobüs de sokaktaydı ve insanlar metrobüse hücum ediyorlardı. Ben de insanlar sürüsüne katıldım. Aa Candy Crush mı o? Kardeşim şu rock müziğin sesini biraz kısar mısın? Buyurun siz böyle geçin lütfen. Aman tanrım bu nasıl bir koku? Gelecek istasyon Mecidiyeköy. Bu anons metrobüsten kurtulacağımın-en azından şimdilik- kurtulacağımın habercisiydi. Metrobüs kapısından bitiş çizgisinden geçiyor hissiyle inerek merdivenlere yöneldim. Al işte, yürüyen merdiven yine bozuk. Yine tutmuşlar turnikelerin önünü indirimden bahseden broşür canavarları. Burun kıvırarak metroya giden yürüyen merdivenlerden aşağıya indim. Mecidiyeköy metrosuna giderken güvenlikçilerin odasını kaplayan aynalarda kendime bakmayı bir ritüel haline getirmiştim. Bir an metro üzerinden alışveriş merkezine gidip elektrik parasını mı harcasam diye düşündüm. Sonra kendime kızarak o bitmek bilmeyen merdivenlere bıraktım kendimi.

Next station Levent. Yeryüzüne çıkmanın zamanı gelmişti. Evden kendimi şuursuzca dışarı atma sürecim, kuzenimin evine girmemle son buldu. Selamlaşma ve temel soruların cevaplanmasından sonra yemek yeme davranışımı gerçekleştirdim. Kuzenim ile ettiğim sohbette dünyanın tüm sorunlarını çözmüştük. Bizim dediklerimizi gerçekleştirseler dünya daha da güzel bir hale gelebilirdi.Telefonumda Facebook hesabımda gezinirken komik bulduğum capsleri beğenip paylaşarak sosyalliğime sosyallik katıyordum. 1 yeni bildirim. Sınıfın çalışkan kızı bölümün 2binküsür Girişliler sayfasında yarınki sınavın hangi sınıfta olacağını paylaşmış. Sınav mı? Neyin sınavıydı bu? Benim neden bunlardan haberim yoktu? Deli sorular kafamı kurcalarken telaşla sınıfın çalışkan kızına Whatsapp’tan “Selam J” yazdım. Sınav zamanı herkes kankaydı, bunu tüm üniversiteliler bilirdi. Çalışkan kankamın çevrimiçi olmasını beklerken birden telefonum titreyip düşük pil uyarısı vermişti. Şarj aletim neredeydi? Hemen şarj aletini bulup telefonumu şarja takmam lazımdı. Hayır ya! Şarj aletimi yanıma almamışım. Şans bu ya kuzenimde benim telefon modelime uygun şarj aleti yoktu. Çaresiz bir şekilde Whatsapp’da mesajlarımı kontrol ettim. Mesajımın iki tık mavi olduğunu görmemle yazıyor ibaresinin belirmesine sevinirken ekran karardı. Kahretsin şarjım bitmişti. Kuzenimin bilgisayarında Facebook hesabıma girmeyi denesem de güvenlik şifresini telefonuma mesaj attığı için bunda da başarısız olmuştum. Belki biraz uğraşsam sınıftan birilerine ulaşabilirdim ama buna ne sabrım ne de halim kalmıştı. Klasik bir öğrenci olarak evden dışarı çıktığım anda yorulmaya başlıyordum. Koala misali uyuyacak dal arıyordum kendime. Bugün o dalı kuzenimin misafir koltuğunda bulmuştum. Sahi yanımda neden şarj aleti taşımıyordum? Bu soruyu kendime son soruşum olmayacak…

YAZAR: Taner TÜRKER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.