Kara Ayna Gerçeği Gösterir mi?

Tatil dönemimde, izlenilecek diziler listemin başında beni bekleyen ve keyifle sonunu getirdiğim harikulade bir diziye başladım. Bir dizi, film ya da kitap okuyup hayatım değişti diyenlerden olmadım şimdiye kadar ama bazı kitaplar, filmler, diziler hatta şarkılar odak noktanızı bulunduğu yerden alıp bambaşka yolculuklara çıkarır, sonrasında ise farklı bir liman seçebilir kendisine konaklamak için. Bu dizi de benim için böyle bir yere sahip dersem yanlış ifade etmem kendimi diye düşünüyorum. Neden bahsettiğime gelince; “Black Mirror” yani Türkçe’ye “Kara Ayna” ismi ile çevrilen distopik bir dünyayı betimleyen şu sıralar adını da sıkça duyduğumuz kısa film serilerinden bahsediyorum. Diziyi farklı kılan unsur ise biraz farklı çünkü distopya aşina olduğumuz bir kavram olmasına rağmen, dizi (belki de insanoğlunun gerçeklerle yüzleşirken takındığı o tavrı bilircesine kurgulandığı için) izleyici üzerinde soğuk duş etkisi yapıyor. Bizler bugünü yaşarken yarınlarımızla ilgili yerinde tahminler yapıyoruz fakat konu bunları yüksek sesle dile getirmeye gelince bırakın üzerimize düşen görevi yapmayı eğer bir gün birileri yaklaşan felakete dur demek için taşın altına elini koymak isterse o eli en önce biz indiriyoruz.

Teknoloji ile aranız nasıldır? Sosyal medya sizin hayatınızın da gündemini belirleyecek kadar güçlü bir iletişim ortamı mı? Sizce de teknoloji bize hiç sormadan kafasına göre, emin adımlarla çıktığı o yolda bizlere korku salacak derecede büyük bir hızla ilerlemiyor mu? Bu sorular kimi durumlarda kendimize sıkça sorduğumuz ya da bize yöneltilen, günümüz dünyasının da özeti niteliğinde sorular. Aslında beni cevaplarından daha çok soruların içeriğindeki anahtar kelimeler ilgilendiriyor. Çünkü bana kalırsa cevaplar kişiden kişiye değişim gösterirken soruların merak ettiği şeyler hep aynı ve bizi aynı kapıya yönlendiriyor; teknolojinin pembe gözlükler altında kuş tüyü rahatlığındaki hayatı vadeden yanı mıdır odak noktamız; yoksa belki bugün değil ama yakın gelecekte bizi zehirli bir sarmaşık edasıyla sarıp sarmalayacak, o gün geldiğinde bize ait gerçekleri bile bizden saklayan kara aynası mıdır?

Distopya tanımını nasıl yaparsınız gibi bir soru yerinde olacaktır diye düşünüyorum sonrasında. Nedense bağlantı kurmak zor olmuyor benim için. Ütopyanın zıttı bir tanım çoğunuzu sinirlendirir biliyorum çünkü bana göre de bu tanım hem yerinde olmaz hem de çok sığ kalacaktır esas tanımı düşündüğümüzde. Düşlemesi bile rahatsız edici, bugünün gerçeklerinden biraz uzak ama bugüne ait materyalleri kullandığınız bir dünyayı betimleyin o halde kafanızda, böylece tanımını yaparken gerçeklerden çok da uzak kalmayız. Peki, bizleri bu dünyaya yönlendiren nedir? Neden kaçınılmaz bir sondur kafamızda yarattığımız o kötü dünya senaryosu? Aslında en önemli soru; neden birilerinin o kaçınılmaz sonu erken bir zamanda dile getirmesi rahatsız eder çoğumuzu?

Sabah uyanıp ilk merak ettiğim şey telefonumun yeri oluyor çoğu zaman, sonra açıp kurcalıyorum neler oluyor dünyada. Belki o gün huzurla uyanıyorum, güne güzel başlıyorum ama gündemimi benden önce birileri çoktan belirlemiş oluyor orası bir gerçek. Hepimiz, bu ülkenin yurttaşları, bu dünyanın insanları aynı olaya odaklanıyoruz belki de aynı saat diliminde olmasa bile aynı süreçte. Gündemimiz kimi zaman bir şarkıcının gafı oluyor, kimi zaman bir bombanın düştüğü yer, kimi zaman bir devlet başkanının sancılı geçen istifa süreci. Hepimiz farklı bitiriyoruz bir önceki geceyi, farklı uyanıyoruz aynı sabaha ama bir bakıyoruz ki hep birlikte aynı gündemi merkez belliyoruz hayatlarımıza.

Memnun muyuz peki bu durumdan diye soruyorum kendime çoğu zaman bilinçli, bazen de fark etmeden. Yani bu düzenden memnun muyuz? Aynılaşan hayatlarımızdan, birilerinin bizim hayatlarımız üzerinde söz sahibi olmasından, teknolojinin bizim hayatımızın bir parçası olmakla kalmayıp o hayatı yönlendirecek bir güce sahip olmasından, en kötüsü de; o teknolojinin başka güçlerin boyunduruğu altına girip bizleri hapsetmesinden, memnun muyuz?

Distopik bir dünya uzağımızda değil, çok yakın ve bizler ayak seslerini şimdiden duymaya başladık bile. Sıkıntı o seslere kulak tıkadığımız anda başlıyor belki de. Ben size kurulu bir dünyanın karmaşık düzenini düzeltin diyemem, bunu yapmaya kimsenin gücü yetmez zaten. Ama böyle gelmiş böyle gider deyip hayatımıza öylece devam etmek yaşadığımız dünyaya atacağımız en büyük kazık gibi geliyor. Bana kalırsa yaşadığımız günün farkına varalım. Etrafımızdakilerin, yapılmak istenilenin, yapılanın, değişimin, dönüşümün farkına varalım. Bazen bir şeyi değiştirmeye o şeyin farkına varmakla başlarsınız. Nefes aldığınız her saniyenin yörüngesini siz belirleyin, kimse sizin üzerinizde söz sahibi olmasın. Güneş her gün aynı yönden doğar, tıpkı aynı yönden battığı gibi; gün batarken gittiği yeri bilin ki; sabah kalktığınızda gün ışığı ile buluşmaya hakkınız olsun!

Bu arada dizi herkese önerimdir, eğer izlemek için bir dizi arıyorsanız “Black Mirror” isabetli bir tercih olacaktır.

Son olarak diziden bir şarkı;

 

YAZAR: Seda CAN

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.