Mektup

Sevgili duyan,

Bu mektubu kaleme almak oldukça zordu. Anlatılması gereken çok şey varmış ama bunlar toz zerrecikleri kadar dağınık ve küçükmüş yahut sanki  yazacağım her şeyin farkındaymışsın ama istekli bir bilmezlikle üstünü örtmüşsün gibi. Hala kelimelerim senin için bir anlam ifade ediyor mu bilmiyorum. Eğer hala kelimelerim senin için bir anlam ifade ediyorsa bundan sonra yazacaklarımı duymanı istiyorum senden çünkü okumak her zaman okuyanın iradesine kalmış bir eylemdir. Bir kere yazıldıktan sonra bütün kelimelerin, sahipleri tarafından gökyüzüne salınan kuşlar gibi olduğuna inanırım ben. Artık kelimelerin kendi kanatları vardır ve onları artık bizim kontrolümüzde değildir. Onu okuyan her ne istiyorsa onu görür, tıpkı insanların gökteki kuşlara baktıklarında gördükleri gibi kendilerinden bir parça, bir yaşantı ya da anlam yüklerler onlara. Ben sayfalarca yazsam okuyan yine kendi bildiğini okur. Ama duymak öyle değildir, dikkatini çeken her ses duyulmayacak kadar alçak ya da duyulmayacak kadar yüksek değilse duyulur. Ve hala kelimelerim senin için kıymetli ise beni duyman kaçınılmazdır.

Sevgili duyan,

Ben insanın kendi  varoluşunun gerçeğinin geçmişinde yattığını değil geleceğinde onu beklediğini düşünürüm. Gidilmemiş yollarda, okunmamış kitaplarda, tanınmayan insanlarda ,yazılmamış kelimelerde  kendimizle ilgili gerçekleri kilitli tutuyoruz. Ancak geçmiş bizim varlığımızı yollar çizerek belirler, korkularımız ile sevdiklerimizle belirler. Neden kaçıyorsak o kadar kaçtığımız şeyizdir bizler ve neye doğru koşuyorsak o oluruz. Bu yüzden bütün varoluşu bir çelişki olarak yaşarız ve bu yüzden hem ağlamaya hem de gülmeye bu kadar yatkınız. Anlaman için senden bir örnek vereyim sevgili duyan. Beni duymak istediğin için hala okuyorsun bu kelimeleri ve beni duymak istemediğin için ben sana bu kelimeleri yazmak zorundaydım. Belki de bunca yalnızlık korkusunun sebebi bu çelişkinin farkında oluşumdur.

Sevgili duyan,

Bu ülke her daim batılı olamayacak kadar doğuluların doğulu olamayacak kadar batılıların yuvası olmuştur. Coğrafi ve kültürel olarak arada kalmışlık  arada sırada tutan bir ait olma hissiyatı ile ortaya çıkar. Var olmayan bir yerin özlemi gören gözlere sahip sen ve ben gibi kötümserleri arada sırada yoklayan bir migren ağrısı gibidir, uyutmaz. Yıllar geçtikçe daha çok hayata dair  daha kötümser oldum. Senin sahip olduğun mutlu kalmak ile ilgili kararlığını kaybettim ben. Hayal kırıklığı  yarattı ben de yıllar, çok şey beklemişiz hayatta. Şimdiden çözdüm ben. Biliyorum sen hiç kabullenmedin bunu, bende hiç inanamadım sana. Didişmeler kavgaya, kavgalar küslüklere dönüştü, seninle uzaklaştık. Oysa sen yanımdayken kendi başıma hayatta kalmayacağıma değil ama mutlu olabileceğime  inanırdım. Şimdi öğrendim mühim olan hayatta kalmak değilmiş. Benim gibi yokluktan uzak büyümüşler için hayatta görevlerini bilen ve kabullenenler için mutlu olmakmış mühim olan. Kendi sınırlarını geçmek ya da affedebilmekmiş kendini, cesaretsizliğini. Belki de inanmakmış o sınırlara, ben yapamadım. Gittiğin her yeni yolda kendiyle karşılaşmak demek bu, aslında engeli aşması için bir yol  olduğunu bilirken aşabileceği engellerin arkasına saklanmak istemek demek. Her seçimde kaybedeceklerinden korktuğun için bir türlü seçememek demek bu ya da olmayacağını bile bile vazgeçmemek adına hala çabalamak demek bu. Yine de can acıtsa iyi ki diyebileceğim gibi böyle olmaması gerektiğine dair bir inanca sahibim senden bana kalan.

Sen ile ben sadece gören gözlere değil soran akıllara da sahibiz, çok soru soranlar çok mutlu olamazlarmış bizim zamanımızda. Sevgili duyan, bunu da kabullenmeyeceksin biliyorum ama öfkenin ardına ne kadar sığınabilirsin ki. İşte oradasın, görünüyorsun. Sobe! Kavgalar güzellikleri unutuyormuş sevgili duyan. Ben anılarımı birer birer kutuya kaldırmış, hatta silmişim. Oysa yaşarken ne çok düşünmüştüm en ufak sözün, en ufak olayın üstüne. Şimdi ise hafızam bomboş.  Tam bir Tabula Rosa olabilirdim eğer kavgaların izi olmasaydı sevgili duyan. Sana söylemeye hala çekindiğim şeyler var sevgili duyan. Oysa cesurca yazacaktım bu sefer. Hiç de çekincem yoktu ama bilirsin hiç kimseden korkmadığım kadar senden korktum ben sevgili duyan hem de hep. Bazen bile bile yanlışı seçmeye yatkınlığım sana olan öykünmemdendir, bilirim ben ama neyse seni suçlamak değil sana yazma sebebim. Her ne kadar kötümser olsak da ikimiz de kadirşinasızdır güzelliklere. Sevgili duyan, duyduysan sesimi anlat bana.

Sevgiler Nar Ağacı

Kadın mektubu okudu, pencereden akşam manzarasına baktı. İyi etmişti masayı pencerenin önüne taşımakla. Tıpkı bu mektup gibi hiç okunmayacaklar dışında ne yazarsa yazsın -ufak bir doğum günü notu dahi olsa- ne yazacağını bilemez bir çırpıda yazamaz, uzun uzun manzaraya bakarak düşünürdü. Fakat bir çırpıda yazdığı hiç okunmayacak bu mektubu yine bir çırpıda masanın çekmecesine koydu. Eski yol arkadaşlıkları hele onlarınki gibi sırdaşlıksa böyle oluyordu işte, yol ayrılsa bile fikri bir türlü gitmiyor diye düşündü. “Ama ne gerek var şimdi geçmişi deşmeye.” dedi kendine. Eh çekmecede biriken mektupları görmezsek eğer pek de haksız sayılmazdı.

YAZAR: Gözde DEMİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.