(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakikadır.)
Değişmekten korkuyordu.
Her adımda başka bir değişimle karşılaştığımız bu hayatta, insanı en çok korkutan şeylerden birisi belki de değişmekti. Sahip oldukları şeyler mutluluk verdiği için değil de yalnızca alıştıkları için bırakmak istemezler bazen insan elindekileri. Alıştıkları şeyler her geçen gün çürütse de hayatlarını, yine de yenilerin gelmesinden korkarlar. Belirsizlikten, acı veren şeyden daha beter bir şeyle karşılaşmaktan…
Değişmek ve değiştirmek istemez insan bu yüzden. Izdıraplara hissizleşmiş bir kalp, yine de daha fazla yeni yara almaktan çekinir. Zamanın daha fazla akmasını istemeyenler korkuyla saklanırlar hayatın bir köşesine. Çünkü şimdiye değin akıp giden zaman bıçak gibi keşmişse tüm güzel duyguları, katletmeye devam edecektir.
İstemiyordu bu yüzden gelecekte bulunmayı. Gelecek, tıpkı şimdi gibi karanlıkla doluydu ona göre. Boğuluyordu ve boğularak veda etmek istemiyordu hayata. Bu yüzdendi belki de halen yaşama çabası. Derin bir nefes aldığı ilk vakitte terk edecekti her şeyi ve herkesi. Eskisinde uçan bir serçeye dahi heyecanlanırken şimdi tek bir insan görmek hayattan daha da nefret etmesine neden oluyordu.
Her insanın içinde bir şeytan yatardı ona göre. Kimileri gözlerine kadar yansıtır, nefretle kan kusarak bencilliği ile her bir yanı yakıp yıkardı. Kimileri ise yaptıkları kötülükleri, iyilik maskesiyle örter ve içten içe çürütürdü karşısındakinin yüreğini. Artık kime inanması ya da güvenmesi gerektiğini bilmiyordu. Nefes alabildiği ilk ânda terk edecekti bu yüzden insanların olduğu her yeri. En çok da kendisini… Boğularak veda etmek istemiyordu tüm bu yaşananlara. Yine de tek bir ışığın yanmadığı geleceğe ilerledikçe karanlığın içinden çıkması adım adım daha da zorlaşıyordu.
Değişmekten korkuyordu. Geçmişte cesurca yüzleştiği değişimin esiri olmuş, kalbindeki duyguları öldürerek cesetlerinin yükünü taşıyamaz hale gelmişti. Cesareti de istemiyordu artık. Mutluluğu da istemiyordu, sevgiyi de… Geçmişinde şu ânının harabeye dönmesine sebebiyet vermiş hiçbir duyguyu istemiyordu yüreğinde. Şimdi ise, tıpkı ışığın olmadığı her yere karanlığın hâkim olması gibi, tüm bu güzel duygularını öldürdüğü yüreğinde korku, acı ve nefret filizlenmişti.
Korkuyordu. Tüm bu karanlığa rağmen gelecekte bir ışık görme umudunu hala taşıyor olmaktan korkuyordu. Tüm o güzel duygular çürüyüp gitmişken, umudunun hala dipdiri ayakta olmasından korkuyordu. O umudu yine yüzüstü bırakacaktı onu, biliyordu. Yine de onu söküp atmaya gücü yetmiyordu.
Korkuyordu. Belki de onu hayata bağlayan yegâne varlık, korkuydu. Bundandır ki, derin bir nefes alana kadar da korkmaya devam edecekti.
Yazar: Beyza Dilara Meşeci
Görsel Kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/21673641951213117/