(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakikadır.)
Hayatın en ilginç yanı, çoğu zaman bizi büyük kararların değil, küçük seçimlerin
şekillendirmesidir. Hangi yoldan gideceğimiz, hangi mesajı atacağımız, kimi hayatımızda
tutacağımız ya da ne zaman vazgeçeceğimiz… Bazen sıradan görünen bir tercih, yıllar sonra
dönüp baktığımızda hayatımızın yönünü değiştiren kırılma noktası olur.
Ne gariptir ki seçim yapmak, yalnızca bir şeyi seçmek değildir. Aynı anda seçmediğimiz
onlarca ihtimalden de vazgeçmektir. Her “evet”, içinde sessizce söylenmiş birçok “hayır”
taşır. Belki de bu yüzden karar vermek çoğu zaman özgürleştirici olmaktan çok yorucudur.
Çünkü insan yalnızca geleceği değil, gerçekleşmeyecek ihtimalleri de düşünür.
Kararsızlık tam da burada başlar. Yanlış seçim yapmaktan korktuğumuz için bazen hiçbir
seçim yapmayız. Oysa hayat, beklemeyi pek sevmez. Biz karar vermesek bile zaman bizim
yerimize karar verir. Ertelediğimiz her adım, aslında görünmez bir tercihe dönüşür.
Sonra sonuçlarla karşılaşırız. Bazıları beklediğimiz gibi olur, bazıları ise hiç hayal
etmediğimiz yerlere savurur bizi. İşte o an omuzlarımıza çöken şey yalnızca sonucun ağırlığı
değildir; “Acaba farklı seçseydim?” sorusunun yüküdür. İnsan çoğu zaman yaşadığı olaydan
çok, yaşayamadığı ihtimalleri düşünerek yorulur.
Pişmanlık da böyle doğar. Yapılan hatalardan değil sadece, cesaret edilemeyen adımlardan
da beslenir. Söylenmeyen bir cümle, gidilmeyen bir şehir, başlanmayan bir hayal… Bazen en
ağır pişmanlıklar, hiç yaşanmamış hikâyelerdir.
Yine de zaman insana önemli bir şey öğretir: Hiçbir seçim kusursuz değildir. Çünkü karar
verirken geleceği değil, yalnızca o an bildiklerimizi kullanabiliriz. Bugünün bilgeliğiyle
dünün kararlarını yargılamak kolaydır. Oysa geçmişteki biz, elinden gelenin en iyisini
yapmaya çalışan bir yabancıdan ibarettir.
Belki de hayat, doğru seçimleri yapanların değil; yaptığı seçimlerin sorumluluğunu
alabilenlerin yolculuğudur. Sonuçlar bazen ağır olabilir, pişmanlıklar uzun süre bizimle
yürüyebilir. Ama insanı büyüten şey, hiçbir zaman hatasız olmak değildir. Düşüp yeniden
ayağa kalkabilmek, yanlış yollardan geçse bile yürümeye devam edebilmektir.Bu yüzden belki de kendimize sormamız gereken soru “Doğru seçimi yaptım mı?” değil,
“Yaptığım seçim beni nasıl bir insana dönüştürdü?” olmalıdır. Çünkü hayatın sonunda geriye
yalnızca vardığımız yer değil, oraya gelirken kim olduğumuz kalır.
Ve belki de en cesur seçim, geçmişin pişmanlıklarını sırtımızda taşımak yerine, onların bize
öğrettikleriyle yeni bir yol çizebilmektir. Çünkü her seçim bir vedadır; ama aynı zamanda
henüz tanışmadığımız bir ihtimale de atılan ilk adımdır.
Yazar: Fatoş Ölmez