(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakikadır.)
Hedefinden şaşmak ne kadar kolaydır. Doğru bildiğin yoldan ayrılmak ya da uğruna
çabaladığın şeyin seni daha fazla kendinde tutamaması… Hedefi yüzüstü bırakmak ne kadar
kolaydır?
Daha doğrusu kolay mıdır?
İnsan bazen bir sabah uyanır ve dün kendisi için çok önemli olan şeyin bugün biraz daha
uzakta durduğunu fark eder. Sanki dün içini dolduran o güçlü istek gece boyunca yavaşça
sönmüş gibidir. Bir zamanlar uğruna saatler harcanan, yorulmadan düşünülen o amaç artık
aynı ağırlığı taşımıyordur. İnsan kendine sorar: “Gerçekten vaz mı geçiyorum, yoksa sadece
yoruldum mu?”
Belki de bu soru insanın kendisiyle yaptığı en sessiz ama en zor konuşmalardan biridir.
Çünkü bazen cevap hemen gelmez; insan günlerce hatta aylarca o sorunun etrafında dolaşır.
Belki de hedeflerden uzaklaşmak çoğu zaman büyük bir kırılma anıyla değil, küçük ve
görünmez adımlarla olur. Bir gün çalışmazsın, “yarın yaparım” dersin. Bir gün daha
ertelersin. Sonra başka bir şey dikkatini çeker. Zaman geçtikçe hedefinle arandaki bağ gevşer.
Bir zamanlar seni ileri iten o içsel kuvvet yerini sessiz bir uzaklığa bırakır. İşte o an insan fark
eder ki vazgeçmek bazen ani bir karar değildir; yavaşça gerçekleşen bir kopuştur.
Sessizce, fark ettirmeden olur. İnsan çoğu zaman o kopuşun gerçekleştiğini bile hemen
anlamaz.
Ama belki de en zor olan şey hedefi bırakmak değil, onu bıraktığını kabul etmektir. Çünkü
insan kendine verdiği sözlerle yaşar. Bir hedef sadece ulaşılacak bir nokta değildir; aynı
zamanda insanın kendine dair kurduğu bir hikâyedir. O hikâyeden vazgeçmek, sanki
kendinden bir parçayı geride bırakmak gibidir.
Bir zamanlar hayalini kurduğun o gelecek, bir anda yabancı bir hikâye gibi görünmeye
başlar. Ve insan kendi geçmişine bakıp “Ben gerçekten bunu isteyen kişi miydim?” diye sorar.
Yine de insanın yolu bazen değişir. Dün doğru görünen bir yol bugün aynı anlamı
taşımayabilir. Bazen vazgeçmek zayıflık değildir; sadece insanın değiştiğini gösterir. Çünkü
hedefler de insanlar gibi zamanla dönüşür. Kimi büyür, kimi küçülür, kimi de tamamen yok
olur.İnsan büyüdükçe bazı hedeflerin aslında başkalarının beklentilerinden doğduğunu fark eder.
Bazıları ise tam tersine, yıllar geçtikçe daha da derinleşir.
Belki de asıl mesele hedeflerden hiç şaşmamak değildir. Asıl mesele, yoldan saptığında
bunu fark edebilmek ve kendine dürüst olabilmektir. Gerçekten vaz mı geçiyorsun, yoksa
sadece yeniden yön mü arıyorsun?
Bazen yolunu kaybetmek bile insanı kendine biraz daha yaklaştırır. Çünkü insan en çok
yönünü kaybettiğinde neyi gerçekten istediğini düşünmeye başlar.
Çünkü insanın hayatında bazı hedefler vardır ki ne kadar uzaklaşsa da içinin bir köşesinde
sessizce var olmaya devam eder. Bazen yıllar sonra bile yeniden hatırlanır, yeniden anlam
kazanır. Küçük bir anı, bir cümle ya da bir karşılaşma onları yeniden gün yüzüne çıkarabilir.
Ve insan o zaman şunu fark eder: Bazı hedefler terk edilmez, sadece bir süreliğine susar.
Ve belki de insanın gerçek yolculuğu, o sessiz kalan hedeflerin yeniden konuşmaya
başladığı anlarda başlar.
Yazar: Merve Coşkun