FERNWEH

(Bu yazının okunması yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)

Bazen fiziksel değildir gitmeler. Yolculuk için kimi zaman ihtiyacın yoktur sınırları ve istikameti belirlenmiş bir yola. Olduğun yerde gidersin, kimse fark etmez. Şöyle bir kafanı çevirdin mi, gördüğünden fazlasıdır dünya. Sen hiç görmediğin yerlerden gelirsin, bunu kimse bilmez. Hiç solumadığın bir havanın ciğerlerine dolmasıyla başlamıştır hayatın, hiç adım atmadığın topraklarda hala tazedir izlerin. Maddi değildir her zaman nefes alıp vermek, yürümek… Biyolojide değildir boğazındaki ukdenin cevabı. Bazen gözden ırak olan gönülden hiç gitmemiştir. Bazen yanı başındakini gözün hiç görmemiştir. Sanırım hayatı güzel yapan bu. Ölçülemez, öngörülemez oluşu. Sabit bir hızla hareket ederken kestiremezsin rüzgarın yönünü. Hesaplayamazsın yolculuğunun süresini. Belki dolaşırsın gerçeğin yakınlarında ama adımlarını mutlak gerçekliğin tam üstüne denk getiremezsin. Yanılgılarla dolu bir yaşam sürüyor ve bilgeliği iddia ediyoruz. Hatalarımızın ardı arkası kesilmiyor ama yine de vazgeçmiyoruz öğüt vermekten. Bir diğerine olan büyüklüğümüzü kanıtlama çabasını bırakamıyoruz bir kenara. Tamam kabul, herkes her şeyin en iyisini biliyor.
Beynimizin işleyişi ile ilgili bir kitap okuyordum geçenlerde. Kitabın bir bölümünde gözlerimizin nasıl çalıştığından ve görme eyleminin içerisinde taşıdığı bazı prensiplerden bahsediyordu. Çoğu şeyin göründüğü gibi olmadığını öğrendim. Görmek öğrenilen bir kazanımdır. Görüş alanımızdaki her nesneye ulaşabildiğimizi, her göze temas edebildiğimizi ve hatta aynı anda cereyan eden her olayın farkında olabildiğimizi düşünürüz. Bizi yaşatan şeylerden biri de bu düşüncedir. Kendimizi üstün yeteneklerle donatılmış bir canlı olarak tanımlamamız bizi doğada verdiğimiz hayatta kalma mücadelesinde etkin kılıyor. Fakat ne yazık ki sandığımızdan daha yeteneksiz ve hatta aciziz. Öyle ki insan aslında var olanı değil var olmasını umduğu şeyleri görüyor. Bu da demek oluyor ki biz bilgiyi bilmek istediğimiz şekilde oluşturuyor ve yansıtıyoruz. Şekillendirdiğimiz bilgileri, emin olduğumuz doğrulara dönüştürüyoruz. Ne güzel bir çelişki! Demek öyle bir savaşın içerisindeyiz ve bu öylesine amansız bir mücadele ki, gözlerimizi kandırabiliyor, kendimizi bile ikna edebiliyoruz. Demek her zaman fiziksel değildir görmeler ve sadece bakmakla görülmez gerçekler.
Yaşamı çelişkileriyle kabul etmek gerekiyor. Kendini kandırmak da bir yerden sonra yoruyor insanı. Bu yüzden durmadan soru sorarak, cevabı bulmayı hedeflemeden soru sorarak yaşamalı. Bir amaç uğruna süreci kaybetmeden yol almalı. Zaten herkes tadacak bu yolculuğun çelişkilerini. Meselenin “kalmak” ve “gitmek”ten fazla olduğunu anlamalı.
Doğrusal bir çizgi üzerinde alınan kararlardan ibaretti belki de hayat. Her nefesimin bir yol ayrımının başında olduğunu hissedebiliyorum. Ve hiç gitmediğim bir yeri özlüyorum. O bilinmez yere ulaşabilmek adına tadını çıkarıyorum bu yol ayrımının. Sanki orada doğup büyümüşüm de buraya sonradan yerleşmiş gibiyim. Kendimi, adını bile bilmediğim bir yere ait hissediyorum. Şimdi karar versem yola çıkmaya, ne kadar sürede kapı eğişinde olurum? Hangi zaman birimiyle ölçebilirim vedamı? Sırtıma alacağım yük kaç kilogramdır? Öyle ya, bazen fiziksel değildir bırakıp gitmeler. Belki de kalmaz kapı eşiğine kadar yolculuğum. Bir vedaya sığmayabilir son sarılmalarım. Ayrıca her zaman yanına aldığından fazlasını taşırsın sırtında. Bazı gidişleri ölçemezsin, uzağın bile ne kadar uzak olduğunu bilmiyorken.

Yazar: Neslişah Kahraman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.