Merhaba Sevgili Okur!
Sizlere bir sorum var: Sizce güçlü olmak ne demek? Hangimiz duymadık ki çevremizden ya da kendi iç sesimizden yükselen o ısrarlı haykırışı: “Her zaman güçlü olmak zorundasın!” Peki önümüze çıkan devasa bir duvarı ilk vuruşta yıkamamak; bir engelin önünde bir anlığına duraklamak bizi zayıf mı yapar? Oysa bazen bir fırtınanın ortasında dimdik durmak değil, rüzgârın şiddetini kabul edip geri adım atabilmektir asıl güç. 3 harfe sığdırılan bu kavramın derin sırrına aralanan bu kapıda, keyifli okumalar dileriz…
Oku: İnsanlığımı Yitirirken / Osamu Dazai
Osamu Dazai ruhunun en karanlık ve gizli kıvrımlarını çekinmeden gözler önüne seriyor. Dazai’nin toplumla, diğer insanlarla ve en çok da kendisiyle kuramadığı o uyumu, yaşama tutunma mücadelesini tüm çıplaklığıyla aktardığı otobiyografik bir eser. İnsanın kalabalıkların içinde kendine nasıl yabancılaşabileceğini anlatan, sessiz ama derinden sarsan bir hikâyedir. Romanın başkahramanı Yozo Oba, insanların arasında var olabilmek için yüzüne bir maske takar; güler, şakalar yapar, güçlü görünür. Fakat o maskenin ardında, giderek ağırlaşan bir yalnızlık ve kırgınlık saklıdır. Dazai, kendi hayatından izler taşıyan bu eserde insanın toplumun beklentileriyle kendi iç dünyası arasında sıkışıp kalışını ustalıkla işler. Belki de kitabın en çarpıcı yanı şudur: İnsan bazen düşmemek için değil, düştüğünü kimse görmesin diye ayakta durmaya çalışır. İnsanlığımı Yitirirken, “Her zaman güçlü olmak zorundasın.” diyen o iç sese karşı sessiz bir soru bırakır: Ya bazen yorulmaya, kırılmaya ve geri adım atmaya hakkımız varsa? Çünkü belki de gerçek güç, fırtınaya dimdik meydan okumakta değil; rüzgârın önünde bir an eğilebildiğini kabul etmektedir. Keyifli okumalar!
Dinle: Human / Christina Perri
Mükemmel olmak zorunda olmadığını hatırlama cesaretidir insan olmak, kusursuz görünme gayretini bir kenara bırakıp kendi kırılganlığına kucak açabilmektir. Kendinize kırılma, kanama ve sadece “insan” olma hakkı tanıdığınız o anlarda size rehberlik edecek bir melodiyle karşınızdayım. Kendinizi olduğunuz gibi kucaklama yolculuğunuzda ruhunuza dokunacak şarkı. Şarkının da fısıldadığı gibi, her şeyi taşımak zorunda değilsiniz. Bazen yalnızca insan olduğunuzu hatırlamanız yeterli. Çünkü insan olmak; kusursuz olmak değil, düşebilmek, yorulabilmek, hata yapabilmek ve yine de kendine şefkatle sarılabilmektir.
“But I’m only human
And I bleed when I fall down”
İzle: Good Will Hunting / Gus Van Sant
Zihninin devasa labirentlerinde bir dâhiyi barındıran Will Hunting, dünyaya karşı ördüğü yüksek surların ve sert kabuğunun ardına saklanarak hayata meydan okuyor. Yalnızca üstün zekasıyla değil, kalbine ördüğü aşılmaz duvarlarla da ayakta kalmaya çalışan Will için güçlü olmak; incinmemek, kırılganlığını gizlemek ve kimseyi kalbine yaklaştırmamak demek. Ta ki terapi seanslarında Sean karşısına çıkana kadar… Sean ile aralarında kurulan bağ, güçlü olmanın devasa zihinsel surlar örmek değil, kendi yaralarınla ve geçmişin yükleriyle yüzleşebilme cesareti olduğunu fısıldıyor. Sean’ın o unutulmaz “Bu senin suçun değil” nidası, Will’in ruhundaki en kalın zırhları birer birer çatlatırken; insanın en büyük gücünün kendi kırılganlığını kabullenmekte yattığını gözler önüne seriyor. Çünkü bazen en büyük cesaret, duvarlarını yükseltmek değil, onları yıkıp bir başkasının içeri girmesine izin vermektir. Peki Sean’ın nidası size ne hissettiriyor, bunun cevabı için iyi seyirler diliyorum.
Düşün: Riesengebirge / Caspar David Friedrich
Karşımıza çıkan devasa dağlar, yalnızca doğanın haşmetini değil; ruhun, yaşamın kırılmaları karşısında aldığı o sessiz duruşu fısıldar. Zirveleri kuşatan sis, hayatın belirsizliklerini simgelerken; fırtınanın ortasında dimdik durmak yerine rüzgârın şiddetini kabul edip eğilen, fakat kökleriyle toprağa sıkı sıkıya tutunan o doğa dokusu, hakiki gücün tanımını yeniden yapar. Bazen en büyük güç, önüne çıkan devasa duvarları ilk vuruşta yıkmak ya da fırtınayla çarpışmak değil; bir anlığına duraklayıp rüzgârın geçmesine izin vermektir. Friedrich bu tablosunda şunu fısıldar: Her fırtınayı durdurmak zorunda değilsin. Bazen yalnızca onun geçmesini beklemek de güçtür.
Hisset: Mendilimde Kan Sesleri / Edip Cansever
Edip Cansever bu şiirinde dönemin siyasi baskıları, ekonomik zorlukları ve toplumsal çöküşü karşısında derin bir çaresizlik hisseden bir insanın iç dünyasını yansıtır. Peki güçlü olmak deyince kulağıma neden bu şiir fısıldandı? Çünkü şairin mendiline bulaşan kan sesleri, silinmeyen acıları, toplumsal travmaları, şiddeti ve dökülen kanların yarattığı zihinsel yankıları fısıldar. Şiir, gücün ne olduğunu geleneksel anlamıyla değil, psikolojik direnç üzerinden yeniden tanımlar. Güçlü olmak, toplumsal trajedilere veya kişisel acılara gözünü kapatmak değildir. O fırtınayı kabul edip maske takmadan acılarla, yaşanmışlıklarla bir umut yolu bulmaktır. Şiirdeki anlatıcı, mendilindeki “kan seslerini” yok saymaz, acıyı bastırmaz. Yaşanan çöküşü ve hüznü derinden hissedip bunu dile getirebilmek, asıl gücün bir göstergesidir. İnsanlar genelde güçlü olmayı “duygusuzlaşmak” veya “taşlaşmak” sanır. Bir insanın ağlaması bile onu güçsüz diye damgalamamız için yeterli bir simgeyken Edip Cansever’in şiirindeki duruş, şiddete ve çevresindeki yozlaşmaya karşı kalbini katılaştırmayan bir insanın mücadelesidir. Yani asıl anlatılmak istenen incinmeyi göze alarak insan kalabilmek en büyük güç. İlk başta da söylediğim gibi bazen o esintiye bırakmalıyız kendimizi, bırakmalıyız ki yaralarımızla insan olabilme gücüne cesaretimiz olsun.
“Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niyekanar
Mendilimde kan sesleri.”
Yazar: Yağmur Yılmaz